Ben döndüüüümmmmm!!!! Özleyenlerinize duyrulur :)
Domuz gribinin ya da annemi bu Bayram yalnız bırakacak olmanın bile beni engelleyemediği kısa gibi görünen ama epey uzun ve yorucu bir tatilden döndüm… gördüğüm duyduğum herşeyi sizinle paylaşmak için dayanılmaz bir istek duyuyorum.. sonbahardan mı yoksa duygusallaşıyor muyum ara ara bilmem ama çoook etkilendim gördüklerimden… Mustafa Balbay’ın daha özgürce düşüncelerini söyleyebildiği bir ülke olduğumuz zamanda(!) yazdığı balkanlar kitabı elimizde biz de başlıyoruz bu coğrafya hakkında gerçekten fikir sahibi olmaya… ve itiraf ediyorum gerçekte hiçbirşey bilmiyormuşum buralar hakkında!!! Fonda Halid Beslic şarkıları başlayayım yazmaya….
Eski Yugoslavyanın bir parçaçık kısmını gezdim ama Adriyatik beni kendine aşık etti… yeniden gelip görmek daha uzun daha sindire sindire vakit geçirmek istiyorum onunla… hatta kıyılarını tekneyle yavaş yavaş gezmek 1000 in üzerindeki adaların arasında kaybolmak…. değişik bir coğrafya acılarla dolu bir tarih… bir çok etnik kökene dine sahip halkın bir arada yaşamaya çalıştığı bir yer… bi sure yaşanan sorunsuz ve başarılı güçlü bir dönem ardından bölünüş… çıkan iç savaş sonucu acımasız ve utanç verici hala izleri yüzlerde akıllarda şehirlerde olan savaş dönemi… yeniden inşa süreci… yemekleri, müziği güzel sıcak insanları ile keyifli bir parçası koca dünyamızın…
Ilk durak Hırvatistan’ın sanat ve kültür şehri Dubrovnik; tarih boyunca ne bir stratejik ne de askeri önemi olmuş bir şehir ama sürekli işgal savaş görmüş bir şehir Dubrovnik. Etkileyici ruhu olan şehirlerden. Çok iyi korunmuş olmasından belki de… geçirdiği iki Büyük depremde ve 1992 deki savaşta neredeyse yüzde doksanını yeniden yeniden kaybetmiş ancak aslına uygun yeniden inşa edebilmiş bir şehir. Kiremitlere bakınca anlıyorsunuz aslında tüm binaların ne kadar yeni olduğunu…. Osmanlının hakimiyetinde çok uzun zaman kalmış vergi vermiş ama kültüründen çok etkilenmemiş bir şehir… venedik havası var… E zaten tarih boyunca da Venedikliler Tuza sebep mütemadiyen dubrovnik’e saldırmışlar J Dar sokakları tepelere doğru tırmanan merdivenli yapısı karmakarışıkmış gibi görünsede belli bir düzeni olan Italyan mimarisinden etkilenmiş adriyatikte estetik ve sanatın merkezi bir şehir.
Daha sonra en genç ikinci ülke olan Karadağ’a gidiyoruz sadece bir gün geçirmek için… yüzünü suya dönmüş bir yaşam var buralarda da…. yaz mevsimi olsa Adriyatiğin en güzel kıyılarına kumlu plajlarına sahip bu ülkede öyle bir gün falan geçiremezdim sanırım yeni aşık olduğum Adriyatiğin kollarına bırakıverirdim kendim hiç düşünmeksizin -ki kış olmasına rağmen ellerimi ve ayaklarımı kendisinden uzak tutamadım- :)))… allahtan ılık bir sonbahar hasta olmadan geri dönebilirim sanırım… :) yol boyu keyifli… manzaralı… güneye doğru inip Kotor körfezininin etrafını dolaşıyoruz. Kotor yüksek dağlarla çevrili bir şehir. Yine dubrovnik’teki stadi grad gibi eski şehir merkezi var.. Malesef ünlü marinasını gezmeye vaktimiz kalmıyor. Bu arada öğrendiğimize gore Yugoslavya Tito zamanında denizde yüzebilen her şeyi üretebilen yüzlerce tersaneye sahip bir ülkeymiş petrol platformları bile… .şimdi hiçbiri kalmamış belki biraz eski tersanelerinde gemi tamiratı yapıyorlar… Kotor’a doğru giderken yolda sadece bir tane tersane görüyoruz. Yoldaki en ilginç detay denize dik uzanan dağlara yapılmış olan denizaltı sığınaklarıydı… aralıklarla kocaman mağaralar oyulmuş dağlara savaş gemilerinin sığınağı olsun diye… Üşenmeden kotor körfezini geçip karadağ’ın en ünlü sahil kasabası Budva’ya geliyoruz… singapurlulara sattıkları adası butik oteller ve casinolarla dolunca iyiden iyiye ünlü bir tati merkezi olacğı belli… hükümetin itina ile çok akıllıca yöntemlerle tanıtım reklamını yaptığı sosyetenin gözdesi olmaya aday bir şehir… buranın da eski bir şehir merkezi var deniz kıyısında küçücük… burda yaramazlık yapıp girilmez demesine yasak olmasın rağmen kimse görmeden şehir surlarına tırmanıyor ve şehrin etrafını birde surlardan geziyoruz… muhteşem…. Biraz da heyecanlanıyoruz çünkü denediğimiz çıkış kapılarının hepsi kilitli… en sonun da kimselere yakalanmadan açık bir kapıdan aşağıya inebiliyoruz… :) dalından çaldığımız mandalina da cabası… Karadağla ilgili kısa bir not hanımlar bu sizin için beyler siz okumasınız da olur.… ;) hırvatlarda fena sayılmazdı ama karadağ muhteşem yakışıklı erkeklerin ülkesi ve de yolda size gülümseyip göz kırpacak kadar sıcaklar… Yanımda elimi sıkı sıkı tutan kardeşim ve Nihancım olmasa kesin o gülüşün peşinden giderdim :) geri dönmezdim bi süre….. ;)
Ertesi gün, gün ağarmadan Mostar Saraybosna yolunda olacağımız için geceyi yakışıklı barmenin olduğu irish Pubda istemesekte erkenden noktalıyor ve yollarda kaybolarak bi şekilde otelimize ulaşıp hemencecik uyuyoruz…
Bir sonraki gün yeni bir ülke için yola çıkmak için sabah dörtte uyanıyoruz… L evet yolumuz biraz uzun once köprüler şehri Mostar’I göreceğiz sonrada Saray’ın gözdesi Bosna Hersek’in başşehri Avrupanın ortasında üç buçuk yıl kuşatmada kalmış savaşın en çirkin yüzünü görmüş buna rağmen direnmiş ve yeniden ayağa kalkmış belki de bu yüzden beni de çok etkileyen şehir Saraybosna’ya gideceğiz… sabah alacakaranlık bile değildi uyandığımızda ve gökyüzü bu gün yağmur var diyordu J yine de en keyifli gezimiz yağmura rağmen bu oldu…. Dubrovnik’ten kuzeye doğru ilerlemeye başlıyoruz… bir saat sonra sonra sınır’a geliyoruz “aaa ne yakınmış diyoruz Bosna Hersek… “ bir 15 Km geçtikten sonra tekrar bir sınır çıkıyor karşımıza… şaşkınlık !!! Hırvatistana yeniden giriş yapıyoruz J arada kalan bu 15 Km bölge meğerse Bosna Hersek’in denize olan tek kıyısı Neum bölgesiymiş… haritada bakınca göreceksiniz komik bir sınır çizgisi var bu bölgede kesişen kümeler gibi birbiri içinde sınırlar…bana da çok ilginç geldiği için kısacık bir kaç bilgi vereyim burda vergi oranı %1 pek çokda vergi istisnası var-turizmi desteklemek için muhteşem bir yol… ağırlıklı Hırvatların yaşadığı bir yer zaten ama Hırvatistandan insanlar alışveriş ve tatil için bu avantaj nedeniyle buraya geliyorlarmış… Hırvat hükümeti hem bu çiftli sınır geçişinden kurtulmak için- çünkü en önemli liman kenti Split ile Dubrovnik’i birbirine bağlayan yol üzerinde Neum- kendi toprağı olan yarımadayı (notlarıma bakmam lazım adını hatırlayamadım) birleştiren bir köprü yapmak istiyor. Inşaata başlanmamış ama sanırım alınacak avrupa birliği fonlarıyla bir an once yapacaklar… bu bölge her iki ülkede bağımsızlıklarını ilan ettiğinde tartışma konusu olmuş ama bölgenin gerçek sahibi kim dersiniz??? Osmanlı!!! yani o toprakların tapusu bizde… zamanında alacağımız olan vergi borcuna karşılık osmanlıya verilmiş bir toprak ; işgal söz konusu değil sadece bastırmış parayı almışız :) keşke adriyatik denizin de bizimde bir kıyımız olsaymış vermeseymişiz kimseye :)bi yerde okuduğum yerinde bir tanımlama ile “bosnalılara ayaklarını denize sokacakları” bir yer bırakılmış adriyatikte….
Yol boyu dağlarda turuncunun sarının ve yeşilin her tonunu görmek mümkün ne güzel bir mevsim bu sonbahar!!! Dağlar göğe doğru uzanıyor ve üzerlerinde bulutlar… yağmur yağıyor… bir an Norveç fiyortlarındaymışım hissine kapılıyorum yollarda yine tüneller var tabi ki Norveç tünelleri ile kıyaslanınca çok daha kısalar… gözüm denizin mavisine dağların yeşile doyuyor bir kez daha :)
Ikinci bölümde Saraybosna ve Mostar ve son günkü durağımız Korcula adasından bahsedeceğim anlatacak o kadar çok şey varmış ki meğerse yazmaktan yoruldum :)
Umarım birazcıkta olsa siz de aldığım keyfin birazını hissetmişsinizdir… ve bu gün bir arkadaşım bana söz verdi eğer tekne transferi yaparsa beni de alacak yanına ve ben de adriyatik kıyılarını denizden görebileceğimmmmmm kendisinin gözlerinden bol bol öpüyorum süpersin sen diyorummmmm!!!! O kendini biliyor :)))))
Özlemişim sizleri hepinizi tek tek en kocamanından kucaklıyorum…
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!
Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...
-
Geldik son bölüme… :( Saraybosna dönüşü çok yorgun olmamıza rağmen ertesi günkü Korçula adası programına hemen dahil olduk ve sabahın körün...
-
Merhabalar yeniden kış geldi yaşasın değil mi? artık büyülü bir yoldan geliyorum işe :)sislerin arasından…. Size aslında pek çok haberim va...
-
Merhabalar, Özlediniz beni biliyorum ama öyle yoğun bir hafta geçirdim ki aslında şu rodos seyahatimizi sizinle paylaşmak için dayanılmaz bi...
No comments:
Post a Comment