Tuesday, October 05, 2010

Dilek'in Hikayesi: Bir koşu komşuya gidip geldik :))14 Mayıs 2010

Merhabalar,

Özlediniz beni biliyorum ama öyle yoğun bir hafta geçirdim ki aslında şu rodos seyahatimizi sizinle paylaşmak için dayanılmaz bir istek duyuyordum ama geçen hafta hemen hemen her gün ofisten çok geç çıkabildim….geç derken hep gece yarısına yakın saatler varın siz düşünün halimi…. Ama en azından artık 2009 Yılını bir daha açılmamak üzere kapatmayı başardık!!!! J)) tabi bu süreçte yaşadığım stress ve komik maceralar aslında ne kadar başarısız bir muhasebeci olduğumun göstergesi sanırım J))) hepiniz burda itiraz ediyorsunuz “yooo öyle değilsin” diye değil mi??? size inanıyorum canım arkadaşlarım J

Her ne kadar 23 nisan sonrasının Kurumlar vergisi haftası olduğunu bilmeme, küçük kardeşin bir kaç günlüğüne izmire gelecek olmasına, Sevgilimin bu tatile benimle gelemeyecek olmasına rağmen yine de bu kısa tatile gitmekten vazgeçemedim ve iyi ki de gitmişiz. Tabi ki her zamanki gibi yanımda biricik dostum sadık seyahat arkadaşım Orhan Veli vardı J)))

Gün ağarmadan deniz daha bembeyazken dayandı kapıya Orhanveli… marmaristen bineceğimiz feribot saat dokuzda olduğu için izmirden çok ama çok erken yola çıktık… sabah daha gün yeni yeni ışırken çıkılan tatilleri çok ama çok seviyorum epeydir böyle bir yolculuk yapmamıştık her zamanki gibi mütemadiyen anlatacak konuşacak şeylerimiz çok olduğundan J her ne kadar bir gece once küçük kardeşle vakit geçirmek için çok geç uyumuş olsamda… uymak yerine konuşmayı tercih ettim J şaşırtıcı değil sanırım??? Aslında yolda uyumayı denesemde beceremedim J)))yeni ağarmaya başlayan günle beraber henüz güneş doğmadan Marmarise ulaştık … sabah kahvaltısı için doğruca Çınar’ın yolunu tuttuk ama daha kimseler uyanmamıştı orda da J)) uyandırdık acımadan…. !!!! amca hemen bizim için ocağı yaktı çayımızı koydu… Taze demlenmiş çay kokusu nefis bişi sabahları… yavaş yavaş gün de doğmaya başladı aa o da ne! yanımızdaki ağaç kavuğunda da havanın ağarmasıyla beraber bir hareketlilik başladı 10 civarı minik civciv sabahımızı sevimli hale getirmek üzere uyandı ve kahvaltıda bize eşlik ettiler… bahar işte!!! ben peşlerinden bi sure koşup hiçbirini yakalayıp sevemeyince hayal kırıklığına uğrasam da karanfilli bazlama ve nefis tereyağı ile Orhanveli kendinden geçmişti bile…. J

Limana geldiğimizde şaşırdık epey kalabalıktı galiba herkes tatilden yararlanıp kaçmaya karar vermiş komşuya J o nedenle pasaport işlemleri uzadığı için biraz rötarlı hareket ettik… feribotumuz umduğumdan yavaştı J sakin bir yolculuktan sonra Ve Rodos işte karşımızda… bir zamanlar Güneş Tanrısı Helios’u simgeleyen kocaman bir heykelin olduğu ve gemilerin bu heykelin bacaklarının arasından geçerek limana girdiği söylencesi aklıma geliyor limana yanaşırken ve keşke öyle olsaydı yine diye düşünüyorum… uzaktan gidilmeye değer bir görüntüsü var her deniz kıyısı şehirde olduğu gibi ( keşke izmirde böyle olsaydı ) eski şehir ve yeni şehir ayrımı burda da var uzaktan eski şehri çevreleyen surları görüyoruz… pasaport işlerimizi çabucak halledip bir an once otelimize ulaşmak niyetindeyiz… eski şehrin içinden geçerek elimizdeki haritaya ve Orhanvelinin iç sesine güvenerek otelimizi buluyoruz… otel eski şehirde çok uygun fiyatlı ve de çok güzel…. Hemen kısa bir moladan sonra şehri keşfetmeye çıkıyoruz. Öncelikle ertesi gün kullanacağımız arabayı kiralayıp eski şehrin yolunu tutuyoruz… Rodos oniki adaların en büyüğü en önemli kenti adaya adını veren rodos şehri… belki biraz tarihini gitmeden okuduğum için belki kapılardan geçilip surlarla çevrelenmiş şehir merkezlerini hep romantik büyülü bulduğum için ( York’u özlemiş de olabilirim belki… )olsa gerek hemen sevdim Rodos’u da…

Eski şehrin altını üstüne getiriyoruz bol bol dükkan gezmeme izin veriyor Orhanveli J allahım almak istediğim bi çok yelkenli var…. dönüşte Rodosta cam seramik gümüş bi tane bile yelkenli bırakmadım valla J yemek molası için gözümüze kestirdiğimiz bir restaurant giriyoruz burda herkes çok sıcak kanlı Türk olduğumuzu öğrenince hele hemen bildikleri bir kaç türkçe kelime ile karşılıyorlar bizi… öğreniyoruz ki sezon kötü başlamış rodosta pek de parlak görünmüyormuş… kışın ada halkına destek olarak 400-500 ciavrı ödenek veriyormuş hükümet ancak bu kış için onda da bir azalma olacağı söyleniyormuş… üzülüyoruz komşumuzun içinde bulunduğu duruma… bir an aklımdan bizimde cari açığımızın aslında tehlikeli boyutlarda olduğu geliyor acaba diyorum bizde yunanistana benzermiyiz bu gidişle??? endişe verici şeyleri kafamdan uzaklaştırıp Pita ekmeğime ve mezelerime odaklanıyorum denediğimiz yerli şarap oldukça güzel… yemek sırasında ertesi günkü rotayı belirliyoruz kitaptaki plaj fotoğraflarının arasından bir tanesini çok beğeniyor onuda görülecekler listemize ekliyorum… yemek sonrası yine eski şehirde dolaşıyoruz Rodos şovalyelerin mekanı büyük sarayı dolaşıyoruz koskoca sarayda sadece ikimiziz varız. Saray merdivenlerinden koşarak inerken ayakkabımın tekini düşürüyorum belki bi prens bulur diye J bu arada sarayda koridorda sıralanmış pek çok kapıyı tek tek deniyorum merakıma engel olamayıp hepsi kilitli aha o da ne!!! biri açıldı hemde ne gürültülü bi şekilde gıcırdayarak ama arkasında çok heyecanlı şeyler görmeyi bekleyen biz minik bir mutfakla karşılaşınca gülüşmeye başlıyoruz bu sırada kapı gıcırtısını duyan güvenlik geliyor arkamızdan ben hiç bişi olmamış gibi davranıyorum bişiler söyleniyor arkamızdan ama ne yapalım canım meraklı turist deniyor bizim gibilere…. Şehrin tüm dar ara sokaklarını geziyoruz malesef pek çok görülecek yer hala açık değil hatta dükkanlar bile kapalı çoğunlukla sezon açılmadığı için o nedenle ne türk hamamına gidebiliyor ne Hacı Ahmet ağa ktüphanesini görebiliyoruz. Bu arada söyleyip söyleyip bi türlü yapamadığım şu geçici dövme denemesini bu kez yapıyorum Orhanveli her ne kadar ayakkabı boyası bu dese de ben bu kez kararımdan dönmüyorum… J he he he ayak bileğimde minik sevimli karizmatik bir ejderham var artık dört hafta kadar benimle olacakmış e yeter…. Pek bi seviniyorum hatta ona bakmaktan yürüyemiyorum bile…. Yaaa çok Tatlı gerçeğini yaptırmak için dayanılmaz bir istek duyuyorum şimdi bi cesaret halledeceğim bu işi de çok yakın bir zamanda…. O akşam otele kısa bir dinlenme molası verelim sonra çıkıp gece hayatına bir bakarız diye dönüp saat yedide uyuyor ve akşam yemeğini falan atlayıp uyanamayıp kesintisiz sabaha kadar dinleniyoruz… ya yaşlanıyoruz ya da bahar çarptı bizi…. J nerde kaldı çılgın yunan geceleri…. ;))

Ertesi sabah kiralık arabamızı saat sekizde teslim alıyor güzel bir kahvaltı yapıyor ve yollara düşüyoruz… hedefimiz adanın çevresinde tam bir tur yapmak. Once kelebekler vadisine gidiyoruz ama kelebek mevsimi değil şu anda tabi… L biraz hayal kırıklığı oluyor ama olsun doğada yaptığımız yürüyüş iyi geliyor… ağaçlara tırmanıyor bulduğumuz her ağaç kovuğuna elimizi sokuyor sularla oynuyoruz…. Sonra Lindos kasabasına doğru yola çıkıyoruz çam ormanlarının arasından kıvrıla kıvrıla keyifli bir yoldan geçiyoruz. Yolda türk radyosu dinliyoruz hoşumuza gidiyor… ara sıra mola verip her gördüğümüz kale yıkıntısına tırmanıyoruz… Orhanveli yolda papatya topluyor onlardan yıllardan sonra ilk kez taç yapıyorum… yaşasınnn unutmamışım nasıl yapıldığını sonra tüm gün kafamda papatya tacımla geziyorum…. Belki prens sarayda düşürdüğüm ayakkabımı bulup getirirse tacımla hazır olayım diye J))) bu arada yolda durup bi amcanın badem tarlasından çağla badem çalıyoruz J zamanları biraz geçmiş acılanmış olsada onca emekle çaldık ya afiyetle yiyoruz… J Lindos’a saat 2 gibi varıyoruz eski antic bir kasaba bembeyaz evleri ile biraz şirince biraz bodrum gibi sanki… akropolise doğru tırmanışa geçiyoruz tanrım o kadar çok merdiven çıktık ki… 20 dklık bir tırmanış sonrası bizi muhteşem bir manzara karşılıyor göz alabildiğine bir mavilik…. Deniz ve gökyüzü karışmış birbirine…. Tüm eski taşlara elimle dokunuyorum bir zamanlar burda kimlerin olabileceğini belki onlarında bu taşlara dokunduğunu düşünmek hoşuma gidiyor… oturuyorum uçurum kıyısına ve maviliklere bakarak hayatın bana şimdiye kadar olduğu gibi hep güzel ve iyi şeyleri doğru zamanlarda getirmeye devam etmesi için dua ediyorum… bu arada lindosta eğer isterseniz eşşeklerle akrapolise çıkarıyorlar sizi eşşeği ile meşhur yani burası öyle çoklar ki… sanki mutsuz gibiler üzülüyorum bu hayvancıklar için biraz… neyse neyse gereksiz duygusallık… J

Lindostan ayrılıp o fotoğrafta gördüğümüz plaja doğru yola çıkıyoruz…. Ve Prasoniside geçirdiğimiz zaman tatilimizin en güzel anları oluyor… göz alabildiğine uzanan kumlu bir plaj muhteşem deniz… bir yanınınız Akdeniz bir yanınız Ege denizi…. burası ilginç bir yer…yaz mevsiminde sular çekildiği için yarımada olan ada… kış geldiğinde sular yükseldiğinde adaya dönüşüyormuş J ah bir de şu güneş bir görünüp kaybolmasa…. Ama tabi bu bizi durduramıyor… hemen derhal atıyoruz kendimizi akdenizin ılık sularına ( ılıktı ya valla inanmıyorsunuz ama) biraz yüzüp kumlarla oyalandıktan ( çok romantiğim valla kumlara hem kendimin hem sevgilimin adını yazıyorum J ) kısa bir seans yoga yaptıktan azıcık daha oyalandıktan sonra dönüş yolculuğu için hazırız… yaklaşık 95 km kadar uzaktayız Rodostan dönüşe geçiyoruz ama dönüş yolunda da harita üzerinde işaretli tüm görülecek yer levhalarını takip etmekten de geri durmuyoruz ancak pek çoğu malesef çoktan kapanmış oluyor… dönüş yolu sanki daha kısa sürüyor…. J hava kararırken eski şehre varıyoruz… bu akşamı balık ve uzo ile değerlendirelim artık diyor ve bir gün once yemek yediğimiz restauranttakilerin önerdiği yere gidiyoruz… iplerde kurutulmuş ahtapotların bahçesinde görüldüğü çok ama çok şık özellikle yerlilerin tercih ettiği üst katında kişiye özel odalarda yemeklerin servis edildiği hoş bir mekan burası… çok açııııızzzz… hemen siparişlerimizi veriyoruz burda da herkes türk olduğumuzu öğrenince çok sıcak davranıyor… mutlaka her karşılaştığımız yunanlının türkler ve türkiyeyle ilgili söyleyecek bir hikayesi var… e bu arada bizde bir kaç yunanca kelime öğreniyoruz J yemekte deniz balığı olması nedeniyle mercan sipariş ediyoruz ve iyi ki de etmişiz… muhteşem lezzetli mercanımızı afiyetle yiyor bir şişe yerli şarabı yanında içiyor yorgun ama mutlu otelimize dönüyoruz…. Yine erkenden uyuyoruz… evet evet kesin yaşlanıyoruz biz…. J

Ertesi sabah feribotumuz saat dörtte olduğu için pek vaktimiz yok eski şehirde alışveriş yaparak geçirelim diyoruz günümüzü ben aşık olduğum tüm yelkenlileri satın alıyorum J orhanvelinin tabiri ile yelkenli bişi bırakmıyorum koca Rodosta masamda şimdi onlardan bi tanesine bakarak yazıyorum bu yazıyıJ hımmm beş tane oldu minik yelkenlilerim yediyi tamamlayınca gerçeği olacak sanırım…

Dönüş yolculuğumuzda onca yorgunluğa rağmen çok keyifli oluyor feribotta fotoğraflara bakıp gülerek marmaris izmir arasında da arabada şarkı söyleye söyleye izmire dönüyoruz… aslında minik minik bi sürü detay daha var ama her zamanki gibi çok yazdım değil mi? neyse bir macera daha böyle sona eriyor…. yeni bir seyahati çok geçmeden planlanmamız dileği ile J Hepinize muhteşem bir hafta sonu diliyorum… annelerinizi de ihmal etmeyin sakın J

Öpücükler

Dilek

No comments:

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...