Tuesday, October 05, 2010

Dilek'in hikayesi : Hayatımı yaşanılır kılan küçük detaylarımı seviyorum....06 Ekim 2009

Neden bu kadar çok seviyorum bilmiyorum?

Neyi mi ?

Sizleri… yoga yapmayı… yelkeni… denizi, maviyi, sonbahar sarısını, güneşin sabahları gözüme kaçışını, çimenlerde yalınayak olmayı, sizlere mütemadiyen anlatmayı bunu yaparken de heyecanlanıp ellerimle kollarımla konuşmayı, arabada camlarımı yaz kış hep açık tutmayı, uyumadan azıcık okumayı, bazen de yazmayı… çocuklarla olmayı, sevdiklerim için pişirmeyi, şımarmak için fırsat bulur bulmaz şımarmayı, hasta olmayı bu yüzden önemsememeyi, minik bir kedi gibi davranmayı, hatta yelkenci pisi olmayı ;)… kırmızı ayakkabılarımı :) takım tshirtlerimizi, yazılarımı yazdığım mor kalemimi, pembe yorganımı, model model şapkalarımı, pek çoğunu artık giymeye utandığım için görmediğiniz rengarenk çoraplarımı, gün içinde sizden gelen iş harici mailleri cevaplamayı, sabahları gökyüzünde hem ay hem güneşi görebilmeyi, arabada avaz avaz şarkı söylerken kırmızı ışıkta durunca yanımdaki arabaya çaktırmadan göz atıp içindekilerin bana bakmadığını görünce şarkıya devam etmeyi, sorunsuz kapanan ay sonlarını, dipleri birbiriyle tutan raporları, genel müdürümün aklımdan geçenleri bazen okumasını ve konuşmadan onunla kavga etmeyi becermeyi, masamda ki beyaz yelkenlimle yanyana duran deniz yıldızı fotosunu, takvime işaretlediğim turuncu pembe mavi tarihlere bakmayı ama niye işaretlediğimi hatırlamamayı, menekşelerimi, kırmızı valizimi ve onunla yaptığım yolculukları, uçuşan ipekli şeyleri, tünelden geçerken radyonun yayının kesilmemesini , dalgaların kumda bıraktığım ayak izlerimi silip yok etmesini, sabahları annemin sesiyle uyanmayı, yazdıklarıma yorum yapmanızı hatta üşenmeyip güzel içten cevaplar yazmanızı, yağmur yağarken dışarda olmayı, kışın biraz sonra ısınacağımı bildiğim zamanlarda üşüyor olmayı umursamamayı, otobüsle uzaklara gitmeyi, uçakta ufuk çizgisine hayran hayran bakıp pamuk bulutların gerçekten öyle yumuşacık olduklarını ve üzerlerinde zıplamayı hayal etmeyi, karda yürürken ayakkabımın kara gömülmesini, kumsaldayken ayağımı gıdıklayan kumları, “sazan” olmayı –aceleciliğim ve dikkatsizliğim yüzünden bunu gerçekten başarmayı- , haftanın hiçbir gününü birbirinden ayırmamayı ama kışın Salı akşamlarının tarçın kokusunu içlerinde en çok sevmeyi,bazen şaşırıp ingilizce sorulan bir soruya italyanca cevap vermeyi, beklemediğim anda birinizden gelen komik smsleri, süprizleri, sizlere elimle yaptığım küçük hediyeler verebilmeyi, sizlerden de hediye almayı, buzdolabının üzerindeki yelkenli filomu :) Afşar Timuçin şirilerinin benim için yazılmış gibi gelmesini, Datça’ya giden yolu orda bulduğum huzuru ve bademleri :), Demir’in ve Rüzgar’ın büyüdüğünü görmeyi, yaşlansamda her yıl bir yaş daha doğum günümü ve o günkü şımarıklığımı, Ahmet ustanın turşularını, teknede uyuduğumda burnuma gelen hafif mazot kokusunu, küçük kardeşe saçımı okşatmayı, hala bebekmiş gibi onu dilediğim gibi sıkıştırıp mıncıklayıp öpmeyi, Sankalpamı :) , yelkenli kitap ayracımı, babamın anısı deniz kabuğu kolyemi……..orsa gitmeyi, sizinle aniden yapılan buluşma planlarını, su şişemi size açtırmayı, :))) taze demlenmiş çayı, bitter çikolatalı dondurmayı, şarkı sözlerini kendime gore uydurmayı ve doğrusunun öyle olduğuna da emin olmayı, terasta bol bol çiçek açıp hiç limon vermemiş olan limon ağacımı, bana yazma isteği veren “şey”i… ve yaşamı yaşanılır kılan tüm bu detayları oluşturduğunuz için en çok sizleri seviyorum :)

Gününüz güzel geçsin…

No comments:

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...