Monday, June 19, 2017

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sürecek büyük macera.... anne olma kararını alırken bu kadar büyük bir bilinmezliği bu kadar yoğun endişeyi mutluluğu umudu barındıracağını düşünmemiştim bu sürecin... evet itiraf ediyorum kalbim pıt pıt atıyor şimdiye kadar hiç bir şey hiçbir kimse için çarpmadığı gibi.... :)))) ağzımda Nazımın dizeleri; "seni düşünmek güzel şey, seni düşünmek umutlu şey" ama bir o kadar da heyecan verici anne olmayı düşünmek.... minik kızımı kucağıma almama çok ama çok az kaldı... ben ise doğum yöntemleri, egzersizler, bebek bakımı kitapları, alışveriş arasında kalakalmış durumdayım.... bilinmezlik adrenalin heyecan sanki bungee jumping yapmakla aynı şey... aradaki fark bungee jumpingde son anda atlamaktan vazgeçebilirken anne olmaktan vazgeçme şansın yok... o yüksek platformdan atlayacaksın.... :))))) bu sözleri yazdığımda 2012 yılının ocak ayındaymışız :))) Öyle uzun zaman olmuş ki yazmayalı... hadi bir itiraf kızıma hergün yazmaya devam ediyorum da, digital paylaşımlarıma epey ara vermişim.... neler oldu neler anne oldum, harika bir prensesi büyütürken büyüdüm, daha sabırlı, daha anlayışlı, daha sevecen biri oldum... maceralara atılmak zorlaştı plansız seyahatler bitti... olsun onun büyüdüğünü izlemek her geçen gün nasıl bağımsız bir birey olduğunu görmek paha biçilemez... İşler güçler değişti, başka miniklerin halası, teyzesi oldum.... hayata bakışım, kaygılarım, korkularım, meraklarım değişti... Anne olmak meğer ne sihirli birşeymiş... Artık ara ara da olsa yazmaya çalışacağım... tembellik yok...

Tuesday, March 13, 2012

Yeni yıl yepyeni mutluluklarla geliyor :) 28/12/2011

Yepyeni bir yıl geliyor…. Özellikle bizim için gerçekten bilinmezlerle dolu yepyeni tecrübelerin, mutlulukların, acemiliklerin olacağı ama şimdiden muhteşem geçeceği belli bir yıl geliyor… hani bazen tüm dileklerim gerçek oldu ne şanslıyım ben diye düşünürsünüz ya, aynen öyle hissediyorum. Hep güzel haberlerin, mutlulukların siz dostlarımla paylaştığım çok güzel zamanların olduğu leyleğin pek havada olmadığı yerleşik düzende olduğum ama bundan da ayrı keyif aldığım bir yıl oldu biten yıl…. Yeni gelecek yıl ise bana minik prensesimi getirecek ve şimdiden çok güzel olacak biliyorum…. Kızımın abileri ablaları olan Yeğenlerim büyüyecek, hatta kızıma minik kardeşler gelecek, uykusuz gecelerimize, endişeli saatlerimize, hayatımıza yepyeni bir anlam katacak bu yeni yıl…. Adımın önünde yepyeni bir ünvan olacak, biri bana anne diyecek ve anne olmanın verdiği haz, umut, mutluluk hayatımı dolduracak… daha ne olsun!!!

Hepinize bol sağlıklı, bol bol güzel haberlerle dolu, aşkın sevginin hep çevrenizde olduğu yepyeni başlangıçlarla süslü, şansınızın açık olduğu, sevenlerinizin sizi hiç ihmal etmediği, düşmanlarınızın unuttuğu, cüzdanlarınızın dolu, kredi kartı ekstrelerinizin boş olduğu, keyif seyahatlerinizin, tatillerinizin eksik olmadığı, doktorunuza, avukatınıza, araba tamircinize ihtiyacınızın olmadığı, patronunuzun sizi hep mükemmel, başarılı bulduğu, zamlarla primlerle bol paralı bir yıl diliyorum.

Hepinizi çok seviyorum

Dilek

Ps: Galiba kızım klavyenin çıkardığı bu tuş seslerini çok seviyor, ben bu yazıyı yazarken hepsine katıldığını belirtmek için durmadan tekmeledi J)))

Wednesday, March 07, 2012

Dilek'in Hikayesi : Büyük değişimin masalı..... 28/11/2011

Merhabalar beni özleyen arkadaşlarım, dostlarım…

Biliyorum aylar oldu yazmayalı… ama nefes almadan koşturduğum başka böyle bir dönem olmamıştı…. Bay doğru (şimdilik öyle diyelim zamanla emin olalım)ile evlenelim dedikten sonraki altı ay sürekli bişeyler inşa etmek satın almak seçmek yerleştirmek düzenlemek sayfalar dolusu yapılacak iş listeleri oluşturup yarısını unutmak kullanma kılavuzları servis fişleri arasında ne yapacağını bilememek… tüm bu kaosa rağmen onca yorgunluktan sonra bile yine de sürekli , mutluluktan sırıtmak, çok anlamsız basit bişeyi başarınca bile sanki dağları yerinden oynatmışsın gibi kendinle gurur duymakla geçti….

Nişanlandık evimizi baştan sona yeniledik evlendik koca bir fabrika binası yaptık derken… hızla koşturarak geçirdim şu dönemi…

Evet zor ama keyifli bir süreçti kendine ait bir yuva oluşturmaya çalışmak…. Ha ama tabi benim gibi inşaat kısmından başlamayın siz sakın….

Once tonlarca ev bakıp hiçbirini beğenmeyip (beğendiklerimize de gücümüz yetmedi malesef :( ) en sonunda aman ya şu kiracının oturduğu evi elden geçirelim yaşayalım kararı almamızla başladı herşey….

Once banyo mutfağı yenilesek deyip sonrasında tüm evin planını değiştirmeye kadar varan ciddi bir inşşat süreceine girdik… odaların yerleri değişti tüm altyapı tekrardan yeni baştan yapıldı. Ve bu süreçte bir parke seçimimin bir ay falan sürdüğünü düşünürseniz varın siz düşünün diğer tüm seçilmesi gerekenlerle nasıl bir dönem geçirdiğimi…. Gerçi zaman kısıtlandıkça bir günde tüm evin mobilyalarını seçmeyi başardığımda itiraf etmeliyim biraz türk biraz Italyan stili bir davranış biçimi ama napayım yumurta kapıya gelene kadar….ancaaaakkkk en sonunda ortaya çıkan harika sevimli aydınlık ferah bir ev oldu…!!!!!! yani tüm emeklerimize değdi… hımmm sevgili kocamın bana moral vermek dışında pek bi yardımı olmasa da yine de ikimizin başarısı bu güzel ev…. :)

Bu arada sanki seçilecek yapılacak şeyler çok azmış gibi bir de üstüne yeni fabrika binası için aynı koşuştırma yaşandı… gerçi fena olmadı arada ikisini birden çıkardığım kalemler de olmadı değil…. Fabrikaya seçerken hoop eve de seçiverdimmm :) En sonunda düğünden bir kaç gün once ev teslim edildi yerleşti temizlendi ve hazırlandı…. Nasıl??? Harika bir performans değil mi? benimle gıda çarşısı, ikea, vitra gezen, üşenmeyip internetten araştırıp değişik fikirler veren ve emeği geçen hepinize teşekkürler… Minik ve sevimli evimiz hazır artık…

Beş haziran 2011 önemli gün :))) ve düşünülecek tonlarca detay var… en once kendime minik bir not defteri aldım davet edilecekler yapılacaklar alınacakları hep oraya not ettim ki zaten biliyorsunuz nasıl balık hafızalı unutkan biri olduğumu :)) Pek stresli bir gelin damat olmadık sanırım en azından ben Ömürden’den daha az terledim J ve o gün hepiniz yanımızdaydınız çooook çok uzaklardan bile geldiniz… e daha ne olsun mutlu olmak için dahasına gerek yok ki!! Ama aylarca süren onlarca hazırlıktan sonra nikahlar, düğünler kesin çok daha uzun sürmeli diye düşünüyorum…. En az bir hafta gelinlikle gezmeli gelinler :))) öyle takma kirpikli süslü falan…. Gelinliği giyince insan kendisini kuğu gibi hissediyor valla… ya da prenses demeliyim belki de :) hiç çıkarasım gelmedi orası da ayrı tabi…. Yine bir bahane olsa da yine giysem :) çok güzeldim çoook….

Evli olmak sandığım kadar zor görünmüyor şimdilik…. Ama biliyorsunuz hala annemin biricik kuzusuyum yanıbaşındayım… bunun nasıl konforlu rahatlatıcı ve güven verici olduğunu anlatamam… onsuz ne yapardım bilmem…. :) o yüzden aslında tek başıma başarmış değilim hiçbirşeyi….

Tüm bu koşturmanın içinde artık bir aile olmanın başka biriyle geleceğini planlamanın verdiği sorumluluk duygusu ile şu geçemediğim sınava daha sıkı hazırlanmaya karar verip bir kursa kaydoldum…. Tüm hafta içi akşamlarımı ve tüm hafta sonumu sabah sekiz akşam altı doldurdu bu karar…. :( Değil sizlere kocama bile vakit ayıramadım desem çokta abartmış olmam…. Aylardır yemek pişirmiyor, temizlik yapmıyor, eve sadece uyumak için geliyor iş-kurs arasında deli gibi yoruluyordum… ama en sonunda geçen hafta sonu bunca emeğimin karşılığını aldım diyebilirim… kesin sonuçlar açıklanmasa da yaptığım netlerin geçmeme yeteceğini umuyorum….. artık olmazsada her işte bir hayır vardır deyip planlarımı bir sure erteleyeceğim…. Çünkü bunun için minik Tatlı bir sebebim var….. tüm koşturmacanın içine ben anne olma kararımı da sığdırıp, Ömürdenle hayatımıza bambaşka bir anlam katmaya karar verdik…. Ve evet 21 haftalık bir anne adayıyım…. Doktorumuzun tahminlerine gore minik bir prenses aramıza katılacak 2012 nisanında….. çok yorucu bir dönem geçirmeme rağmen prensesin varlığı herşeye dayanma gücü verdi sanırım ki şu anda bu kadar mutluyum…. :))

Masama iki minik ayakkabısını koydum her sıkıldığımda onlara bakıyorum ve ne kadar şanslı olduğumu hatırlayıp gülümsüyorum….. duygusallığım hormonlardan mıdır bilinmez ama, daha hassas daha duygusalım sanırım…. Hamile olmak değişik bir süreç… nasıl hissettiğimi tam bilmiyorum…. minik tekmelerini ilk hissettiğimde bu mucizeyi biz mi yarattık diye düşündüm…. Gerçekten ona sahip olmak bir mucize hayatımda sahip olduğum en muhteşem his…. Bir ay önceki ölçümlerine gore kendisi 14cmlik 159 grlık kocaman bir kız olarak şimdiden hayatımızın merkezine geldi oturdu…. Attığımız her adımda onu düşünmek şimdiden çok garip… çocuğu olanlar nasıl karmaşık hisler içinde olduğumu belki daha iyi anlayacaktır… biraz bilinmezliğin verdiği endişe, biraz korku, tariff edilemez bir mutluluk, çılgın bir heyecan, aceleci bir sabırsızlık, bir mucizeyi başarmış olmanın verdiği gurur… :)

Bunun yanısıra -bebekle birlikte gelen hormonal değişikliğin verdiği ani kararla belki de- :) hayatımda radikal kararlar almak üzereyim…. Çünkü iş hayatında kadın olmak çok zor bunu hep söyledim biliyorsunuz… Ancak hamile bir kadın olmak inanılmaz sıkıntılı bişey… Onca emeklerinizin sadece hamile kalmış olmakla- ki elbette hayatınızın odak noktasını değiştiren önemli birşey bu ama- bir çırpıda unutulması hem üzücü aynı zamanda da öfkelendirici bir durum…. bu dönemi sukunetle ve sağduyu ile atlatmayı umuyorum…. Kızıma bolca zaman ayırmayı sonra da bıraktığım yerden bi şekilde yeniden kariyerime başlamayı planlıyorum ancak bakalım önümüzdeki günler neler gösterecek…. Bir kız annesi olacak olmaktan dolayı bencilce çok mutluyum ama kızımın da ilerde benim yaşadığım tüm bu zorlukları yaşayacağını düşününce bazen üzülüyorum şimdiden….

Neyse neyse özlemişim sizi o nedenle uzun uzun yazdım yine… ama en azından sizleri epeydir ihmal etmiş olmamı affettirdim diye düşünüyorum…. Bu arada sizlerden de beni ihmal edenler var bir daha olmasın diyorum :) bu dönemde hepinizin yanımda olması dileğimle…. Hepinizi çok seviyorum…….

Dilek

Monday, December 06, 2010

Dilek'in hikayesi : heyecanlı pıtırcık :))

Merhabalar,
Epeydir yazamamıştım biliyorum ancak hayatımda çok ama çok değişik bişeyler olmamıştı hepinizin az çok bildiği gibi…. Seyehatlere iş ve aşk yoğunluğu nedeniyle mayıs ayı sonrası bir dur demiştim… hatta Orhanveli bensiz Küba’ya bile gitti o derece durmuştum yani :)
Değişiklik yok diyorum ama ancak mart ayının sonlarında Fırtına gibi bir adam hızla hayatıma girdi…. Azıcık bahsetmiştim ondan… onun o enerjisi çocuk ruhu yaşama sevinci beni çileden çıkaran halleriyle boğuşmaktan, peşinde koşturmaktan, kavga edip saniyesinde barışmaktan zaman öyle hızla akıp geçti ki… çoğunuzu ihmal bile ettim…. Hey aranızda beni ihmal edenlerde var onu unutmadımmmm Onun varlığı öyle çok şeyi değiştirdi ki… Hayatımda ilk kez biri benden once sevebildi beni… benim onu sevdiğimden kat kat çok hem de… her tür huysuzluğuma sabırla katlandı her tür kaprisime… “zor bir kadınsın müdire hanım ama seni her koşulda seviyorum” dedi tüm içtenliği ile, öyle mutlu öyle çocuk öyle fırtınalı ki onunla yaşam ve sonunda ona öyle bir aşık oldum ki… dedim “hayatım sensiz geçmesin….” ve o gözümde büyüttüğüm ben yapamam galiba dediğim evlilik kararını bi çırpıda alıverdik… elbette şüpheler sorular endişeler var hayatımdaki en önemli kararlardan birini aldığım için… ancak tek bi şeyden çok eminim bu işi yapacaksam sadece onunla yapmak istediğim….
Şimdi o gözümde büyüyen koşuşturmanın içinde buluverdim kendimi… heyecandan çarpan bir yürek, sabırsızlanan sürekli mutluluktan sırıtan ben…. :) ve sanırım aldığımız bu kararla birlikte yeniden aşık olduk birbirimize yoksa durup durup yüzüklerimize bakıp sarılıp öpüşmemizin açıklaması sadece görgüsüzlük olabilir :)
Ama yapılacak çok sey düşünülecek binlerce detay var… bu süreçte yanımda olan bazılarınız pek çoğu için kararsızlık içinde habire kıvranan bana destek oluyorsunuz ama galiba bıktıracağım bir sure sürekli gündemi meşgul eden sorularımla acabalarımla? ama idare edin olur mu??? :)Şimdi önümüzde heyecanla beklenen bir tarih var 11/12/10 :) ilk basamağı bu tarihte tamamlayacağız…. Bakalım darısı nikah tarihimize… galiba hep istediğim gibi bir bahar gelini olacağım….
Şimdi biliyorsunuz niye seyahatlere ara verdiğimi yazılarda biraz sizi ihmal ettiğimi…
Heyecanlı bir pıtırcık olarak şimdilik size veda ediyorum.
En yeni maceralarımla görüşmek üzere….
Sevgiler
Dilek

Tuesday, October 05, 2010

Dilek'in Hikayesi: Bir koşu komşuya gidip geldik :))14 Mayıs 2010

Merhabalar,

Özlediniz beni biliyorum ama öyle yoğun bir hafta geçirdim ki aslında şu rodos seyahatimizi sizinle paylaşmak için dayanılmaz bir istek duyuyordum ama geçen hafta hemen hemen her gün ofisten çok geç çıkabildim….geç derken hep gece yarısına yakın saatler varın siz düşünün halimi…. Ama en azından artık 2009 Yılını bir daha açılmamak üzere kapatmayı başardık!!!! J)) tabi bu süreçte yaşadığım stress ve komik maceralar aslında ne kadar başarısız bir muhasebeci olduğumun göstergesi sanırım J))) hepiniz burda itiraz ediyorsunuz “yooo öyle değilsin” diye değil mi??? size inanıyorum canım arkadaşlarım J

Her ne kadar 23 nisan sonrasının Kurumlar vergisi haftası olduğunu bilmeme, küçük kardeşin bir kaç günlüğüne izmire gelecek olmasına, Sevgilimin bu tatile benimle gelemeyecek olmasına rağmen yine de bu kısa tatile gitmekten vazgeçemedim ve iyi ki de gitmişiz. Tabi ki her zamanki gibi yanımda biricik dostum sadık seyahat arkadaşım Orhan Veli vardı J)))

Gün ağarmadan deniz daha bembeyazken dayandı kapıya Orhanveli… marmaristen bineceğimiz feribot saat dokuzda olduğu için izmirden çok ama çok erken yola çıktık… sabah daha gün yeni yeni ışırken çıkılan tatilleri çok ama çok seviyorum epeydir böyle bir yolculuk yapmamıştık her zamanki gibi mütemadiyen anlatacak konuşacak şeylerimiz çok olduğundan J her ne kadar bir gece once küçük kardeşle vakit geçirmek için çok geç uyumuş olsamda… uymak yerine konuşmayı tercih ettim J şaşırtıcı değil sanırım??? Aslında yolda uyumayı denesemde beceremedim J)))yeni ağarmaya başlayan günle beraber henüz güneş doğmadan Marmarise ulaştık … sabah kahvaltısı için doğruca Çınar’ın yolunu tuttuk ama daha kimseler uyanmamıştı orda da J)) uyandırdık acımadan…. !!!! amca hemen bizim için ocağı yaktı çayımızı koydu… Taze demlenmiş çay kokusu nefis bişi sabahları… yavaş yavaş gün de doğmaya başladı aa o da ne! yanımızdaki ağaç kavuğunda da havanın ağarmasıyla beraber bir hareketlilik başladı 10 civarı minik civciv sabahımızı sevimli hale getirmek üzere uyandı ve kahvaltıda bize eşlik ettiler… bahar işte!!! ben peşlerinden bi sure koşup hiçbirini yakalayıp sevemeyince hayal kırıklığına uğrasam da karanfilli bazlama ve nefis tereyağı ile Orhanveli kendinden geçmişti bile…. J

Limana geldiğimizde şaşırdık epey kalabalıktı galiba herkes tatilden yararlanıp kaçmaya karar vermiş komşuya J o nedenle pasaport işlemleri uzadığı için biraz rötarlı hareket ettik… feribotumuz umduğumdan yavaştı J sakin bir yolculuktan sonra Ve Rodos işte karşımızda… bir zamanlar Güneş Tanrısı Helios’u simgeleyen kocaman bir heykelin olduğu ve gemilerin bu heykelin bacaklarının arasından geçerek limana girdiği söylencesi aklıma geliyor limana yanaşırken ve keşke öyle olsaydı yine diye düşünüyorum… uzaktan gidilmeye değer bir görüntüsü var her deniz kıyısı şehirde olduğu gibi ( keşke izmirde böyle olsaydı ) eski şehir ve yeni şehir ayrımı burda da var uzaktan eski şehri çevreleyen surları görüyoruz… pasaport işlerimizi çabucak halledip bir an once otelimize ulaşmak niyetindeyiz… eski şehrin içinden geçerek elimizdeki haritaya ve Orhanvelinin iç sesine güvenerek otelimizi buluyoruz… otel eski şehirde çok uygun fiyatlı ve de çok güzel…. Hemen kısa bir moladan sonra şehri keşfetmeye çıkıyoruz. Öncelikle ertesi gün kullanacağımız arabayı kiralayıp eski şehrin yolunu tutuyoruz… Rodos oniki adaların en büyüğü en önemli kenti adaya adını veren rodos şehri… belki biraz tarihini gitmeden okuduğum için belki kapılardan geçilip surlarla çevrelenmiş şehir merkezlerini hep romantik büyülü bulduğum için ( York’u özlemiş de olabilirim belki… )olsa gerek hemen sevdim Rodos’u da…

Eski şehrin altını üstüne getiriyoruz bol bol dükkan gezmeme izin veriyor Orhanveli J allahım almak istediğim bi çok yelkenli var…. dönüşte Rodosta cam seramik gümüş bi tane bile yelkenli bırakmadım valla J yemek molası için gözümüze kestirdiğimiz bir restaurant giriyoruz burda herkes çok sıcak kanlı Türk olduğumuzu öğrenince hele hemen bildikleri bir kaç türkçe kelime ile karşılıyorlar bizi… öğreniyoruz ki sezon kötü başlamış rodosta pek de parlak görünmüyormuş… kışın ada halkına destek olarak 400-500 ciavrı ödenek veriyormuş hükümet ancak bu kış için onda da bir azalma olacağı söyleniyormuş… üzülüyoruz komşumuzun içinde bulunduğu duruma… bir an aklımdan bizimde cari açığımızın aslında tehlikeli boyutlarda olduğu geliyor acaba diyorum bizde yunanistana benzermiyiz bu gidişle??? endişe verici şeyleri kafamdan uzaklaştırıp Pita ekmeğime ve mezelerime odaklanıyorum denediğimiz yerli şarap oldukça güzel… yemek sırasında ertesi günkü rotayı belirliyoruz kitaptaki plaj fotoğraflarının arasından bir tanesini çok beğeniyor onuda görülecekler listemize ekliyorum… yemek sonrası yine eski şehirde dolaşıyoruz Rodos şovalyelerin mekanı büyük sarayı dolaşıyoruz koskoca sarayda sadece ikimiziz varız. Saray merdivenlerinden koşarak inerken ayakkabımın tekini düşürüyorum belki bi prens bulur diye J bu arada sarayda koridorda sıralanmış pek çok kapıyı tek tek deniyorum merakıma engel olamayıp hepsi kilitli aha o da ne!!! biri açıldı hemde ne gürültülü bi şekilde gıcırdayarak ama arkasında çok heyecanlı şeyler görmeyi bekleyen biz minik bir mutfakla karşılaşınca gülüşmeye başlıyoruz bu sırada kapı gıcırtısını duyan güvenlik geliyor arkamızdan ben hiç bişi olmamış gibi davranıyorum bişiler söyleniyor arkamızdan ama ne yapalım canım meraklı turist deniyor bizim gibilere…. Şehrin tüm dar ara sokaklarını geziyoruz malesef pek çok görülecek yer hala açık değil hatta dükkanlar bile kapalı çoğunlukla sezon açılmadığı için o nedenle ne türk hamamına gidebiliyor ne Hacı Ahmet ağa ktüphanesini görebiliyoruz. Bu arada söyleyip söyleyip bi türlü yapamadığım şu geçici dövme denemesini bu kez yapıyorum Orhanveli her ne kadar ayakkabı boyası bu dese de ben bu kez kararımdan dönmüyorum… J he he he ayak bileğimde minik sevimli karizmatik bir ejderham var artık dört hafta kadar benimle olacakmış e yeter…. Pek bi seviniyorum hatta ona bakmaktan yürüyemiyorum bile…. Yaaa çok Tatlı gerçeğini yaptırmak için dayanılmaz bir istek duyuyorum şimdi bi cesaret halledeceğim bu işi de çok yakın bir zamanda…. O akşam otele kısa bir dinlenme molası verelim sonra çıkıp gece hayatına bir bakarız diye dönüp saat yedide uyuyor ve akşam yemeğini falan atlayıp uyanamayıp kesintisiz sabaha kadar dinleniyoruz… ya yaşlanıyoruz ya da bahar çarptı bizi…. J nerde kaldı çılgın yunan geceleri…. ;))

Ertesi sabah kiralık arabamızı saat sekizde teslim alıyor güzel bir kahvaltı yapıyor ve yollara düşüyoruz… hedefimiz adanın çevresinde tam bir tur yapmak. Once kelebekler vadisine gidiyoruz ama kelebek mevsimi değil şu anda tabi… L biraz hayal kırıklığı oluyor ama olsun doğada yaptığımız yürüyüş iyi geliyor… ağaçlara tırmanıyor bulduğumuz her ağaç kovuğuna elimizi sokuyor sularla oynuyoruz…. Sonra Lindos kasabasına doğru yola çıkıyoruz çam ormanlarının arasından kıvrıla kıvrıla keyifli bir yoldan geçiyoruz. Yolda türk radyosu dinliyoruz hoşumuza gidiyor… ara sıra mola verip her gördüğümüz kale yıkıntısına tırmanıyoruz… Orhanveli yolda papatya topluyor onlardan yıllardan sonra ilk kez taç yapıyorum… yaşasınnn unutmamışım nasıl yapıldığını sonra tüm gün kafamda papatya tacımla geziyorum…. Belki prens sarayda düşürdüğüm ayakkabımı bulup getirirse tacımla hazır olayım diye J))) bu arada yolda durup bi amcanın badem tarlasından çağla badem çalıyoruz J zamanları biraz geçmiş acılanmış olsada onca emekle çaldık ya afiyetle yiyoruz… J Lindos’a saat 2 gibi varıyoruz eski antic bir kasaba bembeyaz evleri ile biraz şirince biraz bodrum gibi sanki… akropolise doğru tırmanışa geçiyoruz tanrım o kadar çok merdiven çıktık ki… 20 dklık bir tırmanış sonrası bizi muhteşem bir manzara karşılıyor göz alabildiğine bir mavilik…. Deniz ve gökyüzü karışmış birbirine…. Tüm eski taşlara elimle dokunuyorum bir zamanlar burda kimlerin olabileceğini belki onlarında bu taşlara dokunduğunu düşünmek hoşuma gidiyor… oturuyorum uçurum kıyısına ve maviliklere bakarak hayatın bana şimdiye kadar olduğu gibi hep güzel ve iyi şeyleri doğru zamanlarda getirmeye devam etmesi için dua ediyorum… bu arada lindosta eğer isterseniz eşşeklerle akrapolise çıkarıyorlar sizi eşşeği ile meşhur yani burası öyle çoklar ki… sanki mutsuz gibiler üzülüyorum bu hayvancıklar için biraz… neyse neyse gereksiz duygusallık… J

Lindostan ayrılıp o fotoğrafta gördüğümüz plaja doğru yola çıkıyoruz…. Ve Prasoniside geçirdiğimiz zaman tatilimizin en güzel anları oluyor… göz alabildiğine uzanan kumlu bir plaj muhteşem deniz… bir yanınınız Akdeniz bir yanınız Ege denizi…. burası ilginç bir yer…yaz mevsiminde sular çekildiği için yarımada olan ada… kış geldiğinde sular yükseldiğinde adaya dönüşüyormuş J ah bir de şu güneş bir görünüp kaybolmasa…. Ama tabi bu bizi durduramıyor… hemen derhal atıyoruz kendimizi akdenizin ılık sularına ( ılıktı ya valla inanmıyorsunuz ama) biraz yüzüp kumlarla oyalandıktan ( çok romantiğim valla kumlara hem kendimin hem sevgilimin adını yazıyorum J ) kısa bir seans yoga yaptıktan azıcık daha oyalandıktan sonra dönüş yolculuğu için hazırız… yaklaşık 95 km kadar uzaktayız Rodostan dönüşe geçiyoruz ama dönüş yolunda da harita üzerinde işaretli tüm görülecek yer levhalarını takip etmekten de geri durmuyoruz ancak pek çoğu malesef çoktan kapanmış oluyor… dönüş yolu sanki daha kısa sürüyor…. J hava kararırken eski şehre varıyoruz… bu akşamı balık ve uzo ile değerlendirelim artık diyor ve bir gün once yemek yediğimiz restauranttakilerin önerdiği yere gidiyoruz… iplerde kurutulmuş ahtapotların bahçesinde görüldüğü çok ama çok şık özellikle yerlilerin tercih ettiği üst katında kişiye özel odalarda yemeklerin servis edildiği hoş bir mekan burası… çok açııııızzzz… hemen siparişlerimizi veriyoruz burda da herkes türk olduğumuzu öğrenince çok sıcak davranıyor… mutlaka her karşılaştığımız yunanlının türkler ve türkiyeyle ilgili söyleyecek bir hikayesi var… e bu arada bizde bir kaç yunanca kelime öğreniyoruz J yemekte deniz balığı olması nedeniyle mercan sipariş ediyoruz ve iyi ki de etmişiz… muhteşem lezzetli mercanımızı afiyetle yiyor bir şişe yerli şarabı yanında içiyor yorgun ama mutlu otelimize dönüyoruz…. Yine erkenden uyuyoruz… evet evet kesin yaşlanıyoruz biz…. J

Ertesi sabah feribotumuz saat dörtte olduğu için pek vaktimiz yok eski şehirde alışveriş yaparak geçirelim diyoruz günümüzü ben aşık olduğum tüm yelkenlileri satın alıyorum J orhanvelinin tabiri ile yelkenli bişi bırakmıyorum koca Rodosta masamda şimdi onlardan bi tanesine bakarak yazıyorum bu yazıyıJ hımmm beş tane oldu minik yelkenlilerim yediyi tamamlayınca gerçeği olacak sanırım…

Dönüş yolculuğumuzda onca yorgunluğa rağmen çok keyifli oluyor feribotta fotoğraflara bakıp gülerek marmaris izmir arasında da arabada şarkı söyleye söyleye izmire dönüyoruz… aslında minik minik bi sürü detay daha var ama her zamanki gibi çok yazdım değil mi? neyse bir macera daha böyle sona eriyor…. yeni bir seyahati çok geçmeden planlanmamız dileği ile J Hepinize muhteşem bir hafta sonu diliyorum… annelerinizi de ihmal etmeyin sakın J

Öpücükler

Dilek
Dilek'in hikayesi: Yaz sana gelmiyorsa sen yaza git :) 4. bölüm 09 Mart 2010
Söz verdiğim gibi bir çırpıda tüm işlerimi bitirip yeniden yazmaya başladım şu gezi notlarının kalan kısımlarınıda… hani nerde bravolarım ve alkışlarım :)))

Öncelikle çok hızlı yazdığım ve bir editörüm olmadığı için- şimdilik ;) - yazılarım, yazım hataları ve noktalama eksiklikleri ile dolu biliyorum. Bu bazen anlam bozukluğuna da yol açıyor farkındayım. Ben bile sonradan kendi yazdığımı okuyunca dehşete düşüyprum, ama yine de sizden gelen övgü dolu mailer moralimi düzeltiyor ve yeniden yazma isteği veriyor… çoook teşekkürler…

3. bölümün sonunda aslında hepinizi en çok kıskandıracak kısmı atlamıştım Orhan Veli “olmaz dedi tatilimize damgasını vuran en güzel anlardan biri oydu yazmalısın” :)… tamam ben de ballandıra ballandıra anlatıcam ama kıskanmak yok :)))

Phuketteki son gecemizde aslında planladığımız gibi erken geri dönüp denizin ve plajın son kez tadını gündüz gözüyle çıkaramadığımızdan şu Take Away bardan içkilerimizi alıp hiç değilse son kez ucuz ve güzel mojito’nun caipirinia’nın tadına varalım dedik… hemen yol kenarında kısa bir duraklama yapıyoruz ben caipiriniamı Orhan Veli de mojitosunu alıyor kocaman birer bardak J e diyoruz bunun hakkını vererek içmeliyiz… plaja gidiyoruz J hava muhteşem… phuket ışık kirliliği olmadığı için tüm yıldızları çok yakınınızdaymış gibi görebildiğiniz bir parçası yeryüzünün deniz dingin kocaman bir ay gökyüzünde ve biz birbirimize bakıp e hadi diyoruz ne duruyoruz ay ışığında yıldızlar altında yüzelim :) havlularımızı alıp arabadan hemen plaj moduna geçiyoruz saat gece dokuz civarı olmasına ragmen deniz öyle ılık ve güzel ki… elimizde içki bardaklarımız bir yudum alıp bir kulaç yüzüyoruz…. ben karanlık denizde ayağıma değen her şeyden ürkmeme rağmen kah çığlıklar atıp kah kikirdeyerek, orhan veli de benim bu hallerime bol bol gülerek keyifli bir kaç saat geçiriyoruz… plaj boyunca dolaşanlar biraz imrenerek birazda şaşkın bakıyorlar karanlık denizdeki bize :) tatilimizin en unutulmaz anlarından biri işte bu bir kaç saat oluyor… dinleniyor arınıyor koskoca bir yılın yorgunluğunu Andaman denizinin ılık sularına bir kez daha bırakıyor ve otelimize geri dönüp uyuyoruz. J

Ertesi sabah pazarlıkla 600 baht’a anlaştığımız özel aracımız gelip otelimizden bizi alıyor ve hiç istememize rağmen Phuketten ayrılıyoruz. Bangkok ve Pattaya ile ilgilide çok heyecanlıyız ama ikimizde keşke tüm tatili burda geçirebilseydik diyoruz ayrılırken…

Saat öğlen iki gibi Bangkok’a varıyoruz. Pattaya oldukça popular tatil merkezi okuduğum kadarı ile. Bangkoktan pattayaya gitmek için Otobüs taksi alternatifleri arasında bi seçim yapıyor ve bu tatil şimdiye kadarki en lüks tatilimiz olduğu için yine taksi ile pazarlık yapıp 800 bahta anlaşıyoruz. Otoyoldan iki saat sürecek bir yolculukla pattaya ya varacağız. Şöförümüz komik bi adam. Yeni yıl tatili nedeniyle tüm otoyol geçişleri ücretsiz bu arada, ülkeler kültürler değişsede hükümetlerin halkın gözünü boyama taktikleri değişmiyor sanırım hiç bi yerde :)) şimdiye kadar kullandığımız tüm taksilerde kralın bir resmi ve minik bir Budha heykeli mutlaka oluyor çok gelenekçi ve dindar olmalılar yol boyu Orhanveli ile kıralı korkudan mı yoksa gerçekten mi bu kadar çok sevdiklerini tartışırken orhan veli emniyet kemerimi takmamı istiyor endişeli bi ses tonuyla. Malesef benim tarafımdaki emniyet kemeri çalışmıyor. Canım arkadaşım hem bir mühendisin kıvrak zekası ile hem de seyahat buddy’sine çok düşkün bir arkadaşın inceliği ile bişiler yapıp kemerleri birbirinin içinden geçirip tek kilide takıyor endişesinin nedenini çok konuşup heyecanla anlatmaktan hiç bir zaman çevreyi gözlemlemekte başarılı olamayan ben anlamıyorum. Diyor ki “şöföre bak adam epey zamandır çok huzursuz” ve araba arada tekliyor gibi?? gerçekten doğru . Adamcağız mütemadiyen kıpırdıyor ofluyor falan ben o noktadan sonra endişelenmeye başlıyorum… bi derdi var ama ne?? çişi gelmiştir diyoruz umarım öyledir. :) biraz yol aldıktan sonra bir benzinciye giriyoruz ben rahatlıyorum… meğer araç lpg’liymiş yolda lpg bitmiş benzine geçmiş teklemeler o yüzdenmiş huzursuzluğuda herhalde pahalı benzin ile yol aldığındandır diye düşünüyoruz :) neyse yolun bundan sonrası sakin geçiyor. Şehre vardığımzda hayal kırıklığına uğruyorum yüksek bakımsız binaların pis kalabalık caddelerin olduğu bir şehir… ve hiç burda deniz olabileceği yüzülebileceği ihtimaline inanmıyorum. Kötü bir lağım kokusu var birde şehirde… birden Phuket’i çok ama çok özlüyorum :(. Otelimizi bulmak yaklaşık bir saat kadar sürüyor şöförümüz her durup yol sorduğunda yolu tariff eden farklı bir yeri işaret ediyor bizde dönüp duruyoruz Pattaya caddelerinde bize de kısa bir şehir turu oluyor :). En sonunda otelimize yerleşiyoruz kocaman büyük dört yıldızlı bir otel tatilmizin en pahalı oteli. Hemen odamıza yerleşip mayolarımızı giyip yukarı havuza çıkıyoruz. Orhan veli hiç değilse bir akşam şöyle sarhoş olayım diye dört shot tekilayı havuzun barında içiyor. Yüzüyoruz sanki çok yorulmuşuz gibi dinleniyoruz suda biraz. Güneş bu arada batıyor. Çok acıktığımız için hemen giyip dışarı çıkıyoruz. Pattaya ile ilgili çok çalışmamıştım o nedenle ayaklarımızı bizi nereye götürürse diyoruz. Ve Tatlı seyahat perimiz bize bir süpriz daha yapmaya karar veriyor iyi ki var :) yolumuz küçük sakin bir meydana düşüyor Joe Luis puppet show izleyin yazan bir tabela gözümüze ilişiyor hem yemeğiniz yerken geleneksel Thai kuklalarını izleyin diyor. Orhan Veli ile e bu akşam daha başka iplanımız yok izleyelim deyip yerleşiyoruz bir masaya. Muhteşem menüden muhteşem şeyler seçiyoruz yine. Show başlıyor ve bizi inanılmaz etkiliyor dans müzik ışık anlatılan romantik aşk hikayesi. J gerçek dansçılar geleneksel danslarının yanısıra üç kişinin bir kuklayı idare ettiği kukla gösterisini ben çok seviyorum ilgilenenler için kısa bir link vereyim hemen http://vimeo.com/612686 . çok ama çok eğleniyoruz showu seyrederken hele en sonda güzel prenses ve hanumanın masamıza gelip bizimle şakalaşması görülmeye değerdi… benim romantik kişiliğim hemen onların kukla olduğu arkalarında duran üç taylandlı kuklacının varlığını unutup gereçek bir kişilikmişçesine hemen Hanumana kendimi öptürmekle, onun da sanki gerçekmiş gibi orhanvelinin çektiği fotoğrafa bakmayı istemesiyle olayı iyice eğlenceli hale getirdi. Hele prensen orhanvelinin göbeğine şöyle bir maşallah dercesine vurunca koptuk ikimizde… yemekler muhteşemdi tabaklarımızın ancak yarısını yiyebildik. Burda keşfettiğimiz mai thai adlı mavi kokteylide sürahi ile içip şehrin sokaklarında yürümeye başladık. Başlangıçtaki pattaya izlenimim hala geçerli bu şehri hiç ama hiç sevmedim Seks turizminin en yoğun etkisini burda görmek mümkün hemen hemen köşede bir bar veya striptiz kulup hemen hemen her barda boru dansı yapılıyor. Hatta her Masada bir boru var :) isterseniz siz –ki içimden geçmedi değil ama daha o kadar sarhoş değildim :)- isterseniz sizin için taylandlı kızlar dans ediyor…. Otele çok geç olmadan dönüyoruz çünkü yarın burdaki tek günümüz ve biz daha ne yapacağımıza karar vermedik. O gece uyumadan once ertesi gün yakınlardaki adalardan birine gitmeye karar veriyoruz. Ertesi sabah erkenden uyanıp hemen marinaya gidiyoruz ki bizi adaya götürecek sürat motorumuza binelim şehir gece hayatının sabah erken saatlere kadar sürmesinden dolayı daha uyanmamış. Tekneye biniyor ve adaya doğru yol alıyoruz yaklaşık 20 dk sonra tekne bir kayığın yanında duruyor çünkü ada sahilinde yanaşacak bir iskele yok tekneden geleneksel kayığa transfer oluyoruz dikkatlice ve adadayız… demiştim ya cennet Phuketten sonra hiçbir deniz hiç bir ada bizi memnun edemez… deniz güzel kumsal fena sayılmaz ama oldukça kalabalık. Bir kaç saat vakit geçirip saat üçte geri dönmeye karar veriyoruz şehirde görülecek yerleri gezmek için. Öncelikle büyük budha heykellerinden birini görmek üzere yola çıkıyoruz şehri gören tepelerden lüks otel ve rezidasnların olmayanları park şeklinde düzenlenmiş bunların birinde bulunan küçük bir tapınağa önündeki uzun merdivenlerden çıkmak üzere yürüyoruz parkın içinden aaa o da ne sanıyoruz bir klip çekimi var çok ama çok komik görünüyorlar ben keşfedilmek üzere biraz yönetmenin etrafında salınıyorum ama nafile… en iyisi gidip dua etmek deyip merdivenleri yavaş yavaş tırmanıyoruz… şehirde görülecek çok fazla bişey yok… bol bol alışveriş gece hayatı kalabalık trafik yüksek binalar bence görülmesede olabilecek bir kısmı tayland’ın e a tabi ne aradığınıza bağlı olarak değişir. O akşam ben biraz kendimi alışveriş merkezinde kaybediyorum… fiyatlar tabi oldukça cazip durdurmayı başarsamda kendimi bir kaç şeye karşı zaafım var biliyorsunuz onlara yeniliyorum… ama türkiye de bunları bulmak zor bahanesi ile J… bu arada ertesi gün bizi bangkok’a götürecek taksimizinde pazarlığını yapalım diyoruz…akşamın en eğlenceli anı bu oluyor sanırım… rezervasyon ,çin yanına gittiğimiz tur satıcısı hanım orhanvelinin kollarına hayran hayran dokunup çok güzel falan diyor once anlamıyor irite oluyoruz ama sonradan kadın “benim kocamda hiç tüy yok sende ne çok var” deyince başlıyoruz gülmeye… sonrada bana dönüp "çok şanslısın" diyor :)))) hala çok ama çok gülüyorum düşündükçe kadının yüzündeki hayranlık dolu ifadeye… pattayanın çılgın gece hayatına karışmamayı tercih edip otelimize dönüp Bangkok için artık kapanmamakta ısarar eden valizlerimizi hazırlıyor ve uyuyoruz…

Yine çok oldu sanıyorum beşinci ve son bir bölüm daha yazmalıyım :) ne çok gezmişiz…. Tüm bunları yazmak çok ama çok keyif verdi yeniden tatile gitmiş gibi oldum :)

Son bölümde görüşmek üzere…

Sevgiler

Dilek'in hikayesi: Yaz sana gelmiyorsa sen yaza git :) 3. bölüm Mart 2010

Hepinize merhaba….

Offff biliyorum şu gezi notlarını yazarken bi tembellik çöktümü bir daha o notlar yazılmıyor… ispanya macerasının notları hala minik kağıtlara bilet arkalarına yazılmış olarak duruyor…. :)) Ama Tayland maceramı sizinle mutlaka paylaşacağım hele ki etrafımda bu kadar çok ayland’a giden, gitmek isteyen giden kişi sayısı artmışken… ama araya öyle çok şey girdi ki… işler çok yoğun bu yoğunluğun ortasında kazandığım cesaretimi kaybederim korkusu ile hiç ertelemeden küçük bir sağlık molası verdim ve ameliyat sonrası hiç gereği olmamaısa rağmen koca bir hafta herkese şımardım… aman biliyorsunuz nazlanmak şımarıklık yapmak benim hamurumda var… :)) doğum günümü de binbir şımarıklık ve nazla kutladım sayenizde :)) bir kez daha çok teşekürler … ay yaşlanmayı seviyorum galiba bu yüzden…. Yılın en sevdiğim zamanıydı :)

Hımmm nerde kalmıştık??? hah hatırladım… geldik Muhteşem ada cennet parçası Phuket’teki son günümüze… :( nasıl bırakıcaz biz bu adayı???

Bu gün kiraladığımız Jeepimizle tüm adayı boydan boya gezeceğiz… sabah sekiz gibi arabayı teslim etmeye geliyorlar bizde kahvaltı yapıp hazırlanıyoruz… Orhanveli heyecanlı oldukça… aslında bende hafif gerginim çünkü navigasyon cihazımız yok acentadan harita almayıda unuttuğumuzdan elimizdeki küçük ve basit harita ile yol bulmak zorundayız… maceralı olacak gibi… jeep’e yerleşiyoruz arazi vitesli güzel ama eski bir jeep. Ve Tayland’ta trafiğin ters yönden akmasının yanısıra hem oldukça çok sayıda bizim edebi tanımlamamızla “sivrisinekler gibi” motorsikletler var trafikte… deli gibi kullanıyorlar ve de insanın başı dönüyor hangisine dikkat etsem derken… yola çıkmadan viteslerin yerini biraz çalışıyor Orhanveli… öncelikli işimiz benzin işini çözmek… aracı teslim eden 91 oktan benzin kullanacaksınız diyor şaşırıyoruz… burda benzincide pek yok zaten bu arada yol kenarında şişelerin içinde gördüğümüz pembe şeyler ananas suyu değil meğerse benzinmiş :)))) benzincilerin çoğnda u öyle ilkel bir mekanizma ile çalışıyor ki pompa hani eczanelerde limon kolanyası doldurdukları gibi… (bkz. Videolar ) burda yol kenarında böyle benzin satışını başlangıçta garipsemiştik ama bunca çok motorsikletin olduğu yerde normal aslında… insanlar duruyor benzinlerini şişe ile alıyor kolayca dolduruyor ve yollarına devam ediyorlar… 300 baht litresi aşağı yukarı 1,5 TL… benzinimizi alıyor ve yola koyuluyoruz Khao Phra Theao Ulusal parkı ilk hedef orda Ton Sai şelalesi varmış onu göreceğiz… Norveçteki adım başı muhteşem şelalelerden sonra öyle kolay olmuyor tabi ki bulmak ama her durup yol sorduğumuz taylandı hemen el kol işaretleri ile yolu tariff ediyor ve en sonunda kauçuk ve muz ağaçlarının arasından parka geliyoruz. Yağmur ormanlarının bir örneği burası devasa bir birinin içine geçmiş ağaçlar… çok nemli ve ılık azıcıkta karanlık mı ne??? şu ürkütücü hayvan sesi ne ola ki?? Biraz gerildim sanırım… sivrisineğe benzeyen yaratıklar bacaklaımı ısırıyor eeee minicik şortla yağmur ormanına gelirsem müstehak bana… hımmm gelmeden once sıtma ile ilgili okuduğum yazılar aklıma geliyor bi an ama… boşveriyorum biz türklere bişey olmaz biliyorsunuz :) şelaleye doğru küçük patikadan ilerliyoruz eee madem burası bu kadar turistik nerde bu turistler??? çok ıssız… ben hafif bir endişe duymaya başlıyorum patika daraldıkça ve orman loşlaştıkça… karşıdan gelen bir kaç kişiyi ve duyduğumuz o ürkütücü seslerin parkta bulunan maymun rehabilitasyon merkezinden geldiğini anlayınca biraz rahatlıyorum aslında… bi de şu böcekler bacaklarımı ısırmasa :(…. Şelale güzel ama dediğim gibi Norveçten sonra çokda etkileyici değil :) en iyisi biz tapınakları gezmeye başlayalım… ha ama öyle çokda kolay olmuyor yine gideceğimiz tapınağı bulmak ama Orhanveli alıştı artık haritadan parmağı ile göstererek yol sormaya… insanlar çok sıcak hep gülümsüyorlar biz de alıştık onlar gibi selamlaşmaya ve teşekkür etmeye… Artık “Wai”lerimiz daha spontone daha başarılı o çekingenliğimiz kalmadı :) Pratong tapınağını buluyoruz burası adanın en Büyük tapınaklarından biri etkileyici bi yer yine… Büyük bir kompleks olarak düşünün tapınak dediğim zaman ibadet ettikleri binalar ölülerini yaktıkları crematorium keşişlerin evleri, mutfak genel kullanım alanları bahçeler derken oldukça geniş bir Alana yayılmış kompleks tapınaklar şeklinde… Budizmde keşişlerle özellikle kadınların ama herkesin genelde göz göze gelmemesi gerektiğini okuduğumdan mıdır nedir adamların gözlerine gözlerine bakasım geliyor… turuncu keşiş kıyafetleri içinde evlerinin minik bahçelerinde çiçeklerle uğraşıyor ya da minik balkonlarında kitap okuyorlar… sessiz huzurlu bir ortam… etkileniyorum birazcık… daha sonra bir tapınak daha gezeceğiz…

Haritamızdan yol üzerinde başka neler var diye bakarken Phuket marinayıda gelmişken görelim diyoruz… ve şimdiye kadar gördüğümüz en güzel en temiz en yeşil en lüks marinayı görmüş oluyoruz… İspanyada binbir heyecanla gittiğimiz dünyanın en lüks marinası denilen Marbella’dan kat kat daha güzel…inanılmaz gelgit nedeniyle marina dizaynlarıda bizimkinden farklı sanıyorum hareketli punton kullanıyorlar birde havuz gibi kapakları var girişte… gelgitten etkilenmemek için :) güzel bakımlı bir yer… seviyoruz Orhanveli ile… bir gün kendi teknemizle bu marinayı kullanmak dileği ile ayrılıyoruz ordan…

Hedefte yüzen çingene mahallesi var :) e kitaptan çalıştığım kısımda burayı görmelisiniz diyor. Ama tabi her zamanki gibi bulmak hiçte kolay olmuyor….epey bir kaybolduktan çıkmaz yollara girdikten sonra tariflerle buluyoruz… buraya gitmek için anakaradan bir köprü ile bu adaya bağlı minik bir ada olan Si-re adasına köprüden geçiyoruz. Anlamı çekirge demekti sanıyorum J köprü geçişimizi yapmadan yolda meyve satan teyzenin önünce duruyor ona bir ananas soyduruyoruz ortadan soyup ikiye bölüyor ananası bir parça Orhan Veli bir parça ben ısıra ısıra yiyoruz… sanıyorum ömür boyu yetecek anans yedik burda… Ben dayanamayıp elmaya benzettiğim yeşil meyvelerden de alıyorum… meraklıyım deneyelim istiyorum… çok ilginç çıkıyor bu meyve armut tadında ama içinde de şeftali çekirdeği var…. :) keşke burda da olsa… gittiğimiz “Sea Gipsy Village” bildiğiniz çingene mahallesi ama çok güzel bir koyda yer almakta… Orhanveli ile direklerin üzerinde yükselen evlerin olduğu – neden artık biliyoruz çünkü gel git inanılmazzz- çok ama çok fakir ve pis görülen bu mahalleye araba girmeye cesaret edemiyoruz… korkak biz… arabayı park edip deniz kıyısında biraz vakit geçiriyoruz ben her zamanki gibi deniz kabuklarımı toplamaya başlıyorum :)

Sonraki durağımız Wat Phro Thong tapınağına gidiyoruz burası adadaki diğer büyük bir tapınak etkileyici… epey uzun sürüyor burdaki gezimizde… burda bahçede değişik bi topla oyun oynayanları seyrediyoruz bi sure… sonra kısa bir hindistancevizi suyu molası veriyoruz… su ihtiyacınızı en kolay böyle gideriyorsunuz olgunlaşmamış hindistancevizini tepesinden kesip içine bir pipet koyuyorlar içiyorsunuz… az şekerli ılık bir su gibi… ben sevmiyorum…. Sonra Phuket’in en güney ucuna promthep Cape burnuna güneşin batışını seyretmek üzere gidiyoruz ve hayatımda yediğim en lezzetli haşlanmış mısırı orda yiyorum... GM mısır olduğundan mıdır acaba :)) hava bulutlu olduğu için güneşin batışını göremiyoruz ama yine de tepedem seyrettiğimiz muhteşem deniz manzarası ve kızıl bir gökyüzü bizi büyülemeye yetiyor… artık tüm adanın çevresinde yaptığımız daireyi tamamlamak üzere geri dönüyoruz kaldığımız bölge olan patong Beach kısmına. Yorucu ama çok güzel bir gün bitiyor…ve kesinlikle çok ama çok yorgunuz… hemen uyuyoruz çünkü ertesi gün ayrılıp Pattaya’ya geçeceğiz….



Dördüncü ve son bölümüde bu hafta içinde size göndermeyi başaracağımı vadederek hepinizi sıkı sıkı kucaklıyor ve öpüyorum… geriye maceramızın çok az ve daha az heyecanlı kısmı kaldı :))))

Sevgiler

Dilek

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...