Tuesday, October 05, 2010

Dilek'in hikayesi: Yaz sana gelmiyorsa sen yaza git macerası 1. bölüm 01 Ocak 2010

Ben döndümmmmmm ama zaten hepiniz bunu biliyorsunuz hatta çalışmaya bile başladım sayılır aklımı Tayland’tan geri döndürebilirsem J))
Malesef rüya gibi 10 gün çabucak geçti ve geri döndük :( kışın ortasında yaptığımız yaz kaçamağı şaşkınlık mutluluk ve heyecan doluydu... muhteşem hissettiren bir 10 gündü... Tayland hakkında çok şey bilmediğim hatta haritada bir çırpıda gösteremeyeceğim ülkelerdendi... hani aşağı yukarı nerde olduğunu bilirsiniz de ama gerçekte hakkında çok az şey bilirsiniz ya benim için öyle bir ülkeydi... hatta çokta olumlu fikrim yoktu gidip görmeden... Adriyatik gibi belki Andaman denizi beni ilk bakışta kendine aşık etmedi öylesine çarpmadı ama yine de kalbimi fethetmeyi başardı... sürekli saçıma taktığım kendimi tatildeymiş hissettiren bahçelerinde sokaklarda bizdeki papatyalar gibi çok ve bol yetişen rengarenk orkideleri , sürekli gülümseyen birşey sorduğunda elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışan harika insanları, çizgi film karakterlerini anımsatan eğlenceli alfabesi, magenta renkteki taksileri kırmızı "Tuk Tuk"ları, zencefil kokulu muhteşem yemekleri, tütsü kokan bana inanılmaz huzur veren tapınakları, kış diye bir mevsimin olmadığı, dörder aydan üç mevsimi olan ama her daim sıcacık iklimi, tadlarına alışmakta zorlandığım ilginç tropikal meyveleri, muhteşem deniz ürünleri, tropikal adaları, gelgiti canlı canlı gözlemleyebildiğin plajları, her on metrede karşına çıkan tütsü ve aromatik yağ kokulu masaj salonları, thai masajının insanı rahatlatan ve iç huzur veren etkisi.... daha ne söylenebilir ki işte böylesine özetlenebilecek bir tatildi... ve yanınızda da en iyi dostunuzla tüm bunları paylaşıyorsanız daha ne olsun değil mi?

Yolculuğumuza tüm uçakların 1,5 saat geciklmeyle kalkabildiği rüzgarlı ve yağmurlu bir aralık günü izmirden istanbula uçarak başladık, malesef oldukça stresli bir başlayıştı... THYnin tatlı yer hostesi bizi kendi uçağımıza değilde bir saat önceki uçağa yerleştirme akıllılığını ve inceliğini göstermeseydi bağlantı uçağımızı kaçıracaktık... şanslıyız... (seyahat perisi iş başında sanırım :)) malesef ne izmir istanbul ne de Bangkok uçağında biricik seyahat yoldaşım Orhan Veli ile yanyana oturamayacağız gibi görünüyor... dokuz saatlik yolculuğu ayrı yapmak istemiyoruz ama şimdilik başka bir alternatifimizi yok... havalimanında birazcık kendimizi şımartırken bi bardak baileys ile telefonum çalıyor ve fabrikanın güvenliği gece saat 12de bana fabrikayı su bastığını ne yapması gerektiğini soruyor… tanrım diyorum hep böyle olur tüm felaketler genel müdürümün ve benim olmadığı zaman gelir zaten L bir sürü telefonlar ediliyor uykularından insanlar uyandırılıyor ve sorunu bi şekilde hallettiğimi düşünüyorum ama başlangıç pek bi stresli… tüm bu koşuşturma ve heyecan sonunda en sonunda uçağımıza yerleşiyoruz THY’nin TK60 nolu Bangkok uçağı bir airbus... ilk kez bu kadar büyük bir uçakla uçacağız... uçakta tüm sevimliliğimi kulanarak hostese "ama diyorum eşimle ben yanyana oturmak istiyorduk mümkün değil mi" alt dudağımıda sarkıtmayı ihmal etmiyorum çok üzgün bi şekilde... he he he J bizi balayı çiftlerinden biri sanıyorlar ve hemen bir düzenleme yaparak bizi yanyana oturtuyorlar :))) uçak konforlu olmasına, ayaklarımı Orhan Veli'nin kucağına uzatıp uyumuş olmama rağmen yolculuk oldukça zorlu geçiyor biraz yoruluyoruz... ama heyecanımız öyle büyük ki yorgunluk en son aklıma gelen şey oluyor....inişe geçerken saatlerimizi beş saat ileriye alıveriyoruz... hooooop ömrümüzden beş saat bir anda yaşanmadan geçiyor... Bangkok için sıcaklık 30 derece diyor kaptan pilotumuz... ikimiz de birbirimize bakıp gülümsüyoruz... işte yaz mevsimine geldik!!!!! Bu arada Tayland Türkiye’den vize istemediği için herşey çok kolay oluyor uçakta bize dağıtılan bir bilgi formu dolduruyoruz pasaport kontrolünde bir aylık vizeyi hemen veriyorlar... o formu pasaportunuza zımbalıyorlar ve işte vizeniz...teknolojik bir ülke ve de oldukça düzenli havalimanı kontrollerinde memurların duracağı yerler kırmızı bir kare ile belirtilmişti... sizinde polisin önünde duracağınız alan çizgilerle kare olarak belli çünkü fotoğrafınızı çekiyorlar ülkeye girişte :) ben bi sürü maymunluk yapıyorum ne zaman fotografımın çekileceğini bilmediğim için arada gözlerimi şaşı yapıp yüzümü buruşturuyorum sanıyorum çok acayip bir foto ile kayıtlara geçtim :)))) hemen Phuket için bağlantı uçuşumuzu yapacağımız iç hatlara gidiyoruz... havalimanında her yerde orkideler var bir ikisini gerçek olup olmadıklarını anlamak için elliyorum, gerçekler!!! Air asianın Phuket uçağına yerleşiyoruz ve ne ilginçtir ki bu uçakta da yanyana değiliz :)) Phuket'e akşam üzeri varıyoruz çıkar çıkmaz havlimanından bizi bi sürü acenta görevlisi ve taksici karşılıyor biraz orkidelerden yapılmış kolyelerle karşılanmayı beklediğim için hayal kırıklığına uğruyorum :))) ilk kuralı hemen hatırlıyoruz "pazarlık yapmadan asla" Orhan Veli hemen başarılı bir satınalmacı olarak 600 Baht'a taksimizi ayarlıyor yol 45 dk sürecek diyor taksici... 45 dk deyince bir an Phuket'in öyle çokta küçük bir ada olmadığının ayırdına varıyoruz... Arabalar genelde japon markası nerdeyse hepsi otomatik vites ve de klimalı :) çok konforlu bir yolculukla kalacağımız bölge olan Patong'a varıyoruz. Otele giderken bir ara bi ezan sesi duyduğumu sanıyorum ama anlam veremiyorum Budist bir ülke değil mi burası burası… ama gerçekten duyduğum şey ezan sesi J sonradan notlarıma bakıyor ve görüyorum ki Tayland %91 budist % 5 müslüman ve %4 diğer dinlere mensup bir halktan oluşuyor aslında… Otelimiz güzel temiz ve konforlu geceliği 45 Tl gibi bir rakam. Resepsiyonda joiners fee 500 baht yazısı gözüme ilişiyor anlam veremiyorum... eşyalarımız bırakıp hemen çıkıyoruz dışarı zaman kaybına tahammülümüz yok... plaj otelimizden bir dk yürüyüş mesafesinde.. plajın kıyısında kumların üzerinde masa ve sandalyesi olan bir restauranta oturuyoruz ayaklarımızda deniz kumu yanı başımızda deniz... Taylandlıların hemen hemen hepsi ingilizce biliyor o nedenle dil pek problem olmayacak gibi görünüyor.. hemen elbette deniz börtü böcüsünden oluşan yemek siparişimizi veriyoruz başarı ile gelen karideste yengeçte muhteşem lezzetliydi bol bol parmak yalayarak denizin üzerinde yavaş yavaş batan aya bakarak yemeğimizi yiyoruz. hımmm muhteşem… keyiften ağzımız kulaklarımızda.... Orhan Veli bir ara aya doğru uçuşan ışıl ışıl bişiler görüyor yıldız gibi ama hareket ediyorlar... az sonra bunların sahilden yakarak uçamaya bırakılan fenerler olduğunu anlıyoruz. Güzel görünüyorlar Orhan Veli çok romantik olduklarını düşünüyor :)) bi sürü aya doğru denizen üzerinden uçuşan fener aslında oldukça etkileyici bir görüntü… uzun uçuşun yorgunluğu yavaş yavaş çıkıyor hemen otele dönüp uyuyoruz...Türkiyede daha saat öğleden sonra beş :)
Ertesi sabah saat farkından olsa gerek erkenden uyanıyoruz...kahvaltıya indiğimizde biraz şaşırıyoruz çünkü Taylandlılar sabah kahvaltıda bizim öğlen ya da akşam yemeği olarak yediğimiz bi sürü şeyi yiyorlar noddle, pirinç pilavları, yağda hafif öldürülmüş sebzeler... ben tabağımı karpuz ve ananasla dolduruyorum :))) Orhan Veli şimdiden alışmış görünüyor lezzetli ve bol baharatlı Tayland yemeklerine :))) kahvaltıdan sonra plajı keşfe çıkıyoruz... kumsal uzun kumlar yumuşacık denizin rengi muhteşem görünüyor güneş içimizi ısıtıyor ikimizde kış ortasındaki bu yazdan sarhoş olmuş gibiyiz... kumsalın ön sırasında iki şezlonga yerleşiyoruz... hemen şezlongun sahibi karısı ile koşup geliyor elinde bir minik süpürge ve iki askı ile karısı havlumu elimden kapıp hemen seriyor askılara çıkardığımız kıyafetleri asıyor güzelce ne akıllıca diyoruz ama şu süpürgeyi çıkaramadık neden?? Güneş ara arar kayboluyor bulutlu bir gün ama bildiğin yaz işte...hemen suya atıyoruz kendimizi deniz berrak dalgasız ve de tuz oranı az... amcanın bize bıraktığı süpürgenin işlevinin şezlonga ayaklarımızdan yapışan kumları süpürmek olduğunu keşfediyoruz ve o andan sonra kendisinden en iyi şekilde faydalanıyoruz :)))) her tatili koşarak mümkün olduğunca çok yer görmek için acele içinde geçiren seyahat buddyleri olarak üzerimize yaz rehaveti birden çöküyor hadi artık gidelim sözünü 20 kere söyleyip yerimizden kıpırdamadan bir altı saat falan geçiriyoruz plajda tam anlamıyla şaşkın şaşkın... burdaki şaşkın gerçek anlamda sonra anlayacaksınız niye öyle dediğimi :(( kalkıp otele geliyoruz duş almaya yolda gelirken de yine bol pazarlıkla Phi Phi adalarına ertesi gün yapacağımız turun biletlerini alıyoruz... otele gelip duş alıyoruz aman tanrım o da ne!!! öyle yanmışız ki oysa tüm gün gölgedeydik ve 60 faktör güneş koruyucuylaydım ben :((( sanıyorum ekvatora yakın olmak çok daha sıkı korumayı gerektiriyor... Orhan Veli bile nasıl yanmış ki o hiç etkilenmez güneşten :))) ertesi gün uzun kollu tshirt giymeye kesin karar veriyorum...:)) akşam yemeğinde tüm avrupalılar gibi en seveceğimiz Tayland yemeği olan aslında fıstık sosuyla sunulan lezzetli chicken satayımızı yiyor, yorgunluk ve heyecanla hemen uyuyoruz….

No comments:

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...