Tuesday, October 05, 2010

Dilek'in hikayesi: Yaz sana gelmiyorsa sen yaza git :) 2. bölüm Şubat 2010

Hımmm brezilya dizisi gibi olacak bu gezi notları… anlatacak öyle çok şey var ki… ama mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım biliyorum çoğunuz bi çırpıda hepsini okuyamıyor aynı zamanda bende çok ama çok yoğunum… L pek çoğunuzun sandığının aksine çok çalışıyorum çooooook L(((

Ancak geçirdiğimiz bu güzel anları bu değişik tatili sizinle paylaşmak içinde inanılmaz bir istek duyuyorum… bi sure sanıyorum benim çok konuşmamdan şikayetçi olacaksınız görüştüğümüzde J

Nerde kalmıştık… bu arada orhan veli’de not tuttuğu için onun seyahat notlarına da bakıyorum arada unuttuğum bişi var mı diye? Bi nevi kopya işte J)) ama onun yakaladığı çok ama çok güzel bir detay var bu tatille ilgili…. Ikimizin de şimdiye kadar evimizden en uzakta olduğumuz nokta tayland ve de böyle değişik bambaşka bir kültürün içinde olmak herşeyi çok daha heyecanlı hale getiriyor bilmediğimiz anlamadığımız öyle çok şey var ki!!! Işte bu heyecan bu tatili unutulmaz kılmaya yetiyor…

Nerde kalmıştık ahhh hatırladım Patong plajında uzanmışım kumsala güneş damlar içime diyorduk J)) kıskanmayınnnnn ….

Plaj dönüşü Yemekten sonra otelin karşısındaki seyahat acentasına gidip diğer günlerde yapacağımız aktiviteleri planlıyoruz… Araba kiralamayı öneriyorum OrhanVeli “ama diyor trafik soldan akıyor… “ eee diyorum ne var kullanırız zor değil… Ingiltereden biliyorum ;)- burda ona aslında ne kadar zor olduğunu kavşaklarda ve dönüşlerde insanın alışkanlıkları ve reflekslerinin bazen yanlış yaptırdığını sol elle vitese alışmanın bile zor olabileceğini hele sinyal vermek gibi detayların bile çok kafa karıştıracağını söylemedim J adalar turundan sonraki gün için ayrı ayrı planlar yapıyoruz Orhanveli Dalişa gidecek ki dünyadaki en iyi 10 dalış noktasından biri olan Similan Adasına… ben dalmaya cesaret edemediğim için alışveriş ve fil safarisine gideceğim J))) alışverişte bi nevi safari zaten…. Ve de sanıyorum dalmak çok daha az tehlikeli J)) küçük bir detay burda dükkanlara bile girerken çoğu zaman ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz J)) seviyorum bu geleneği…. Yemekte yine deniz mahsülleri var… Orhanveli ile bi türlü kendimize hakim olamıyoruz şu yeme içme konusunda… sonra gidip şu ayak masajı denilen şey ne biçim bişeymiş deneyelim diyoruz. Muhteşem… Orhanveli çok sevmese de ben birinin ayaklarımı bir saat boyunca ovmasına bayılıyorum… hoş kokulu kremler ve masaj yağları ile J)) videolardan da göreceğiniz gibi mest yapmaya yetiyor beni J… sonra otele gidip uyuyoruz çünkü ertesi sabah Phi Phi adalarına yapacağımız tur için erkenden uyanmamız gerekiyor… burda uygulamayı seviyorum sizi gelip otelinizden alıyorlar tur için akşamda otelinize bırakıyorlar..sürat motorları ile yapılacak bir tur olacak bu pek ben hoşlanmasamda sürat motoru fikrinden… once bizi deniz kestaneleri ve diğer tehlikeli yaratıklarla ilgili uyaran bi seminer veriyorlar ardından bizim botumuzun yolcularına aşağı yukarı 15 kişiyiz birer mavi kalp çıkartması yapıştırıyorlar ve rehberimizle beraber bota gitmek üzere otobüse biniyoruz… çünkü motorlara binebileceğimiz iskele 1,5 km falan uzunluğunda… daha sonra göreceğimiz üzere burda üm iskeleler denizen içine doğru en az 1 km uzqnıyor sabahları gelgit nedeniyle tekneler kıyıya yanaşamıyorlar… düşünsenize sabah yarış var diyelim teknenize e 1,5 km yol yürüyüp ancak binebiliyorsunuz… çoook zor J hava çok rüzgarlı ve rüzgara karşı gideceğimiz için biraz heyecanlı bir yolculuk olacak sanırım… 15 mtlik 750 beygirlik motorumuza yerleşiyoruz…orhanveli hemen orta ve arka kısma oturalım diyor hem serpinti hem sarsıntı için… ancak arkadaşım 100 üzeri kg olduğu için yerimizi değiştiriyorlar denge yi sağlama adına ama allahtan yine rüzgar üstünde kalıyoruz ve çok ıslanmıyorz… tekne dalgalarınnın üzerinden bir kaç saniye boşlukta asılı kalarak suya sert bi şekilde kafa vurarak bol heyecanlı bi şekilde ilerliyor o boşlukta asılı kaldığımız bir kaç snde herkes çığlıği basıyor he he he çok eğlenceli allahtan ciddi anlamda deniz tutmuyor kimseyi…. Biraz uykum geliyor tabi benim de her zamanki gibi J burda rehberimizden de bahsetmezsem olmaz ilginç bir şekilde her şeyi uzatarak anlatan melodic bir konuşması olan ingilizcesini bi türlü anlayamadığım hafif feminen biri J ama sevimli…. 45 dklık yolculuktan sonra Phi Phi adalarından en büyüğü olan Ley adasına varıyoruz… muhteşem bir koy ama çok kalabalık oldukça turistik… plajın kumu un gibi ve bembeyaz… denizin dibi bi harika balıklar evcil gibi elinden ekmek yiyorlar J eeee bu kadar kalabalığa alışmışlardır belki de…. Daha sonra James Bond adasına gidiyoruz 15-20 dk yolculukla -golden eye filminin çekildiği ada- sonrasında maymunlar adasına gidiyoruz… muhteşem bi koy bi sürü de maymun var ve elimden muz falan yiyorlar rehberimiz aman diyor tehlikeli olabilirler bazen ama hiç inanasım gelmiyor buna J hepsi pek sevimli… daha sonra Ton Sai koyunda bir öğle yemeği molası veriyoruz… bol baharatlı tayland yemeklerini sabah öğle akşam yemekten sanıyorum artık biz de onlar gibi kokuyoruz eeee onca sarmısak zencefil yersek olacağı budur J bir sonraki durak Khai Nok adası burda ben de snorkelle balıkları azıcık kovalıyorum… su biraz bulanık ve bende açılmaktan korkuyorum o nedenle kıyıdaki neşeli renkli sürü ile yetiniyorum burda ki balıklarda evcil sanırım J))) bu adada geçirdiğimiz keyifli bir kaç saatten sonra geri dönüşe geçiyoruz bu kez rüzgar hafif ve biz dalgaları yandan aldığımız için çok daha az sarsıntılı geçiyor yolculuk ve kıyıya yanaşırken sular yükseldiğinden kumsala yanaşabiliyoruz… otele dönüyoruz Orhanveli yemeğe gitmeden thai masajı yaptırmaya gidiyor ben omuzlarım onca korunmaya hatta uzun kollu giymeme rağmen acıdığından cesaret edemiyorum L sanırsın acemi hiç güneş görmemiş norveçlileriz ve beceremedik kendimizi korumayı, onca yelken yap teknede saatlerce güneşin altında kal gram brozlaşma koca yaz… gel aralığın ortasında 60 faktöre rağmen hiç olmadığın kadar bronz ol J şaşkın turist deniyo bizim gibilere J

Orhanveli masajdan “mesth” olmuş bi biçimde geliyor. Ballandıra ballandıra da anlatıyor… aman diyorum bizim yoga da yaptığımız hareketlerin bir kişi yardımıyla yapılması o kadar… hıh diyorum ben de ayak masajı yaptırıcam o zaman…. Şu ayak masajı işini öğrenmeye karar veriyorum… ama sonra bunun bana bir faydası olmayacağı yapacağım kişiye faydası olacağı aklıma geliyor ve vazgeçiyorum J şaka şaka öğrendim hatta masaj yağlarımı da aldım belki aranızdan şanslı bir azınlık bundan faydalanabilir…. J)))

Ertesi gün Orhanveli çok uzak bir adaya dalmaya gideceğinden saat altıda kalktı J ben de çok oylanmadan uyanıp sahile yoga yapmaya gidiyorum… plaj sakin hava yaz sabahı serinliğinde… Derin gevşeme kısmında şezlongda biraz kestirdiğimi itiraf etmeliyim J içimden gelmese de otele dönüp ananas ve karpuzdan oluşan kahvaltımı yapıyorum çıkıp biraz alışveriş yapmak istiyorum azıcık kumsalda yürümek…şu sokak mutfaklarından bişiler denemek… fil safarisi öğleden sonra çünkü… phuket adası oldukça turistik bir ada her milletten insan rastlamak mümkün bizim kaldığımız Patong bölgesi en hareketli kısmı, en sık karşımıza çıkan avrupalı bir erkeğin yanında taylandlı bir genç kızın olması… evet burda bu yasal ancak yine de bana çok dokunuyor … çünkü burda satın alınan şey salt seks değil alınmaya çalışılan şey bence garip bir biçimde aidiyet duygusu belki de bir tür aşk… çok romantik olduğumu düşünebilirsiniz ama şöyle anlatayım bu kızlar gerçekten yanlarındaki centilmen (!)ler tarafından çok şımartılıyor… en iyi koşullarda ağırlanıyor ve tabi eminim onlarda en iyi koşullarda ağırlıyorlardır. El ele dolaşılıyor sokaklarda öpüşülüyor kaçamak kaçamak…şık yerlere yemeğe gidiliyor alışverişler yapılıp hediyeler alınıyor plajda sırtlarına aman yanmasınlar diye güneş kremleri sürülüyor …. Ve tüm bunların bana verdiği his burda alınmaya çalışılan şeyin salt seks değil daha başka bişey olduğu örneğin benim tanımım bu durum için “yaz aşkı” çok mu romantiğim yoksa??? Bilmem erkek olanlarınız anlatsın bana o zaman bir ara J)) ama buraya karısı veya biricik seyahat budy’si ile gelenlerede içimden kocaman bir bravo diyorum… tabi bunun yanısıra daha taylandlı kızını bulamamış bir çok da yalnız erkek var etrafta… kızlar bir ara kız kıza gidelim J))) tezat şurda tüm bunların yanı sıra taylandlılar geleneklerine oldukça bağlı görünüyorlar… her yerde kralın resimleri onun için süslenmiş köşeler her evin dükkanın barın kapısında bile kötü ruhlar için minik tapınak figürleri bulunuyor… seviyorum burdaki tütsü kokusunu … plajın hemen yanındaki açık alandaki budha heykelinin çevresinde hep gördüğüm taze çiçekler ve sürekli yanan mumlar dindar oldukların da bir göstergesi… neyse amaçsızca yaptığım yürüyüşten elim kolum dolu hepsi sıkı pazarlıklar sonucunda alınmış bi sürü ufak tefekle dönüyorum… bu arada omuzunda taşıdığı sepetlerde bu işi yapan amcadan közde pişirilmiş yumurta yiyorum çok lezzetli… bir kaçta tropical meyve… sonra fil safarisi için hazırımmmmm… yine otelden gideceğim fil çiftliğinin aracı gelip beni alıyor 20 dk falan uzakta çiftlik giderken biraz faflıyoruz amca ile burda pek kimse Türkiye diye bir ülkeyi duymamış… ama olsun en azından ön yargıları yok bize karşı J çiftlikte yaklaşık 15 fil falan var farklı farklı büyüklüklerde hepsi öyle bir yere bağlı duruyorlar ve beklediğimden çooook daha kocamanlar kalbim pıt pıt çarpıyor aslında benim filimin adı Kaptan ve 21 yaşında kulakları ve burnunun üzeri hafifi yavru ağzı geri kalan kısmı açık gri… ona binmek için once uzun bir kuleye çıkıyorum ki aynı boya gelelim J sanıyorum ancak bacak boyu kadarımdır belki daha bile kısa L üzerine bas diyor sahibesi ayaklarınla yapamıyorum J sanki canı acır gibi geliyor neyse başarı ile yerime yerleşiyorum bakıcısı ile beraber ormanın içine doğru yol alıyoruz… tanrım o kadar gerginim ki oldukça yüksekteyim ve hayvan yokuş çıkarken veya inerken üzerinde durmak için inanılmaz bir çaba harcıyorum kaptan ise sağda solda istediği gibi durup yaprak falan yiyor bakıcısıda sabırla onun işini bitirmesini bekliyor.. Kulakları hiç durmadan belli bir ritimle sallanıyor kuyrukta öyle J gerginliğim biraz azalıyor ancak bazen uçurumların öyle kenarına geliyoruz ki korkuyorummmm filin eğitmeni ilk kez file dokunduğuma falan inanamıyor… garipsiyor türkiyede fil olmamasını J bir saatlik muhteşem manzaralı bir yolculuktan sonra geri dönüyoruz kocaman bir sepet muz alıyorum ve kaptanı besliyorum öyle çabuk kapıyor ki elimden muzları bir ara burnuyla görebildiğini düşünüyorum…. Değişik güçlü ve akıllı hayvanlar filler gözleri falan çok anlamlı bakıyormuş gibi geliyor bana… yoksa yine mi çok romantik düşünüyorum J

Orhanveli saat yedi gibi çok yorgun ama mutlu dönüyor denizen dibinde gördüklerinden çok heyecanlı muhteşem şeler görmüş hemen çektiği fotolara bakıyorum… ben de fil maceramı anlatıyorum… yemek için çıkıyoruz o da ne muson yağmuru bastırıyor…. Hava sıcaklıgı yine aynı 25 derece civarı yaklaşık bir iki saat şiddetli yağmur yağıyor bu arada biz de her zamanki gibi yine ızgara karideslerimizi yiyoruz biramız eşliğinde taylandın yerel biraları iki marka Chang ve Singha bizim favorimiz singha oluyor… eee sonrasında ben hemen ayak masajı diye başlıyorum Orhanveli istemiyor ama benimle gelip bir saat yanımda oturuyor ben kendimi şımartırken J)) ertesi gün Phuketteki son günümüz olacak… L

No comments:

Dilek'in hikayesi: Asıl macera şimdi başlıyor !!!

Evet onca seyahat macerası bir yana asıl hayatımın en büyük macerasına hazırlanıyorum aylardır... evet Anne oluyorum!!!!! işte ömür boyu sür...